Suriye’de yeni dönem: Fantastik, romantik hedefler ve olası sonuçlar

Suriye’de yeni dönem diyorum, çünkü El Kaide lideri Dr. Eymen Ez Zevahiri yeni bir çağrı yaptı. Yeni yıla girerken bu çağrı birkaç açıdan önemli. Zevahiri’nin her çağrısı ve değerlendirmesi Suriye’de ve Rojava’da yeni çatışmalara, yeni dengelere, yeni cephelere ve yeni bir duruma yol açıyor.
Beşşar’a uzlaşama sinyali mi:
Yaralı Suriye, gün geçtikçe kan kaybediyor. Kasap oğlu kasap Hafız oğlu Beşşar, ne durdurulabiliyor, ne de kendisi pişmanlık duyup hatasından dönüyor... “ Zevahiri, konuşmasının başında Beşşar Esat ile ilgili bu tespiti yapıyor. Esat’tan pişmanlık duymasını beklemek belki safça olabilir, ama “iktidar paylaşımı” daveti olarak da algılanabilir bu.  Konuşmanın tamamı uluslararası İslam düşmanları ve Suriye’deki mezhepçi iktidarı yermek üstüne olduğundan bu çıkarımı yapmak çok da ütopik değil zannımca. Esat, iktidarı El Kaide ile paylaşır mı bilinmez, ama o çokça dillendirilen Sunni devleti, Alevi devleti ve Kürt devleti merkezli çözümün anahtarı olabilir. Zira Zevahiri yeni yıla girerken temel hedeflerinin Beytu'l Makdis’i (Kudüs) ele geçirmek olduğunu ve Batı’nın Arap ve Türk iktidarlar aracılığıyla hüküm sürdüğü İslam dünyasında İslami emirlikler kurulması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Yakın dönem küresel hedefler:
Müslüman topraklarını koruyan, Golan'ı özgürlüğüne kavuşturmaya çalışan ve inşallah cihadını Kudüs'ün gaspedilmiş tepelerinde zafer bayrağını dalgalandırana dek sürdürecek olan bir devlet kurmak için Allah yolunda cihada niyetlenin.Zevahiri, 29 Aralık 2013… Suriye cihadı bana öyle geliyor ki bir basamak, asıl hedef İsrail devletinin ortadan kaldırılması… Ama bu dönem İsrail’e karşı herhangi bir saldırı yapmak demek Suriye cihadının boğuntuya gelmesi demektir. Al Kaide 2014 yılına Suriye’de kesin zaferle girmek istedi ama bunu başaramadı. Yoksa bu yıl İsrail ile Al Kaide arasında ciddi bir savaş izliyor olacaktık. İsrail de henüz Suriye muhalefeti ve El Kaide’ye karşı açık bir tavır almış değil. “İki tarafa da başarılar” metaforuyla düşmanlarının yıpranmasını izlemek kısa dönemde İsrail için bir şans olabilir, ama El Kaide’ye göre hedeflenen İslamcılık eğer kazanırsa en büyük zararı İsrail’e verme niyetinde olduğu kesin. BAAS’tan, HAMAS’tan, El Fetih’den, Hizbullah’tan daha büyük bir antisemitist tehlike Ortadoğu’da bir savaşı kazanmak üzere… Bunu İsrail de düşünüyordur muhtemelen.
    “Ne batıya, ne Amerika'ya, ne Arap hükümetlerine ne de Türkiye'ye itimat edin. Zira sizinle ilgili neler planladıklarını en iyi bilen yine sizlersiniz. Ey Suriyeli kardeşlerim! Arap Birliği'ne ve ona uşaklık eden yozlaşmış hükümetlere güvenmeyin. Zira kendinde olmayan veremez.” Zevahiri, böylece TC’nin Erdoğan iktidarıyla tatlı bir hayal ama acılı bedellerle vekil savaş örgütleri tutarak Osmanlı rüyası canlandırma girişimine karşı koyuyor. Bu, aynı zamanda. Türkiye’den aldığı destekle güçlenen El Kaide'nin Suriye’de kendi hedefleri dışında kullanılmasını “ben, bu oyunu bozarım” dik kafalılığıyla reddetmesidir. Ama TC’ye ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ben bu mesajı seçimlerden sonra TC ve Erdoğan iktidarına karşı sert bir savaş ilanı olarak okuyorum. Yalnız Suriye’deki durum bahara kadar hangi seyirde giderse gitsin TC-El Kaide ilişkileri çatışmalı sürece girecektir. Kaybetmesi halinde TC’yi yeterince destek vermemekle, kazanması halinde TC’deki Erdoğan iktidarından itaat istemekle, durumun bugünkü dengede devam etmesi halinde TC’yi pasif kalmakla suçlayacaktır, cezalandırmak isteyecektir. Daha önceki değerlendirmelerinde Zevahiri, Erdoğan iktidarına daha mesafeli daha ılımlıydı. Bugün ise çok öfkelidir. ABD ve Batı’nın ÖSO içindeki bazı cihatçılardan  ve radikal İslami gruplardan oluşturduğu “İslami Cephe” (Ahrar al Şam ağırlıklı) yeni yılda El Kaide’ye potansiyel bir tehdit olarak görüldü. Zevahiri bu durumu fark ederek Arap ve Türk hükümetlerini tefe koydu. Zaten son günlerde İslami Cephe-ÖSO ortaklığı, İŞİD ile yoğun çatışmalar da yaşamaktadır.
    Belirsizlik: Suriye’deki El Kaide El Nusra mı, İŞİD mi Ahrar al Şam mı?
El Kaide tüm dünyada çeşitli yerel örgütlerin “itaat” tarzıyla küresel cihadı hedefleyen bir yapıdır. Zevahiri’nin başında bulunduğu ana gruptan “geçer not” almak İslamcı örgütlerin el Kaide nezdinden itibarını arttırıyor. Daha önce El Nusra cephesinin Suriye’deki temsili olduğunu belirten Zevahiri, İŞİD’e de tüm gücünü Irak’a çekmesini emretmiş, bu emiri İŞİD lideri tarafından reddedilmişti, ama İŞİD’e de kapılarını tümüyle kapatmamıştı. İlginçtir tüm dünya, Zevahiri’nin El Nusra’yı işaret etmesinden sonra Suriye’de İŞİD’in zayıflayacağını düşünürken aksine El Nusra zayıfladı, birçok üyesi İŞİD’e biat etti, İŞİD Irak’ta da kurtarılmış kentler yarattı. Ebubekir El Bağdadi grubu İŞİD, Mısır Sünni Hareket Genel Sekreteri Dr. Hani Es Sibai’nin de açık desteğini aldı. İŞİD’in bugüne kadar yenildiği tek bölge Batı Kürdistan, yenildiği tek örgüt de YPG… Zevahiri’ye muhtemelen kuryelerle Suriye ve Rojava’daki askeri-politik durumlarla ilgili raporlar gidiyordur. Bu raporların tamamında öyle tahmin ediyorum ki YPG’nin sekülerliği dışında başka korkunç bilgiler de veriliyordur. Yoksa Zevahiri gibi akıllı bir lider PKK’yi doğrudan Ortadoğu’da şimdilik karşısına almaz.  Zevahiri, İŞİD’in bu güç savaşından sonra muhtemelen El Nusra’yı İŞİD’e biata çağırabilir. Belki de gizliden çağırmıştır da… El Nusra lideri Covlani son açıklamasında “Biz bir aileyiz, sorunlarımız olur çözeriz.” demişti.

Kürtleri İslam’ın jandarması yapma hedefi:
Ey aslan Araplar, ey aslan Kürtler, ey kahraman Çerkezler, ey cesur Türkmenler, 'la ilahe illallah' sancağı altında toplanın. Selahaddin, sizi bu sancak altında zafere, fethe ve Beytu'l Makdis'in özgürlüğüne götürdü.Zevahiri, 29 Aralık 2013… Hikaye biliniyor. Selahaddin  Eyyubi, önce Mısır’daki Şii devletine son vermiş, sonra Nureddin Zengi ile bir olup Şam’ı fethetmiş, sonra da Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmıştır. Zevahiri’nin bu göndermesi çok başlı İslam devletlerine son verilmesi, tek bayrak altında tek emirlikle Batı dünyasına karşı savaşı esas alıyor. Ama Selahiddin, Zengi’nin ölümünden sonra onun karısıyla evlendiğinde Zengi’nin oğlu bu otoriteyi tanımamıştı. Zevahiri, Suriye’deki Kürtlerin varlığından haberdar ve bu Kürtlerin kendisine itaatini istiyor. YPG’den, onun ulusal amaçlarından haberdar olup olmadığını bilmiyorum. Suriye’de YPG’ye karşı savaştırılan Kürtlerin bu tarihi referanslarla İslam’a hizmet amacı güttükleri ideolojik açıdan net. Ancak aynı Kürtler Selahaddin gibi tarihsel kişiliklere sahip olmalarına rağmen devletsiz kalmalarının bedelini İslamcı devletlerden gördükleri soykırım, katliam, işkence ve haksızlıklardan pek bihaber anlaşılan. Kurulacak bir İslamcı emirliğin de benzer özelliklere sahip olacağı açık. Araplık-Türklük-Farslık bulaşmış bir İslamcılık her zaman potansiyel tehlikedir Kürtler için… YPG ve El Ekrad Cephesi şimdilik Zavahiri’nin bu romantik hesaplarını bozmuş bulunuyor. Daha da bozula… İslam’ın değil, kendi ulusal hedeflerinin askeri olması yolunda Kürtler ilerliyor.
   Kürtler açısından olası durum:
Güney hükümeti ve Barzani, Erdoğan iktidarının artık Ortadoğu’da güçlü olmadığını, bundan sonra da güçlenemeyeceğini, giderek yıkılabileceğini umuyorum öngörüyordur. Yoksa bundan sonraki Ortadoğu, Hewler için de cehennem olacaktır. ABD’nin desteği de yetersiz kalacaktır. ABD artık belirleyici güç değildir, Rusya yeni dünyanın bu bölgesinde daha etkin bir güç olacaktır. Sunni ittifaka karşı Şii ittifakı bugün tutmasına rağmen Rusya ilk sükûnette Sünni dünya ile de her alanda ilişkilerini geliştirecektir. Barzani ve Güney Kürdistan’daki tüm siyasi kesimler, Rojava kompleksini bir yana bırakıp 2014’ten itibaren ulusal kongreyi yaparlarsa yenilmez bir ulus olabiliriz. El Kaide, TC ile eskisi gibi kaçak güreşemeyecektir. Daha etkin destek isteyecektir TC’den… Bu gerçekleşmez ise ki zayıf bir ihtimal Türkiye yeni bir savaşın laboratuvarı olabilir. Türkiye’deki siyasi kutuplar çok daha çeşitli ve çok daha iktidar arzusunda. Kürtler için Türkiye metropolleri artık güvenli olmayabilir önümüzdeki yıllarda. Kürdistan coğrafyası daha güvenilir gibi… Türkiye eğer demokratikleşme iddiasını radikal biçimde yapar ve Kürdistan’a siyasi statüyü de içine alacak kadar olgunlaşırsa böyle bir savaş olsa bile El Kaide’nin kesin yenilgisiyle sonuçlanır, ama Kürdistansız, Kürtsüz her türlü program mevcut realitede Türkiye’de sunni-alevi, laik-şeriatçı, milliyetçi-ümmetçi çatışmalarını körükleyebilir. Türk-Kürt savaşı ise  bugünkü ideolojik temelinde devam eder. Bu yazdıklarım çok fantastik gelebilir, ama Suriyeliler için de 2010 oldukça konforlu bir yıldı. 2011 ve sonrası cehennem gibi oldu. “Suriye, diktatörlükle yönetiliyor, ama… “ itirazı da gereksiz. Roboski’de Diyarbakır 2006’da “terör” endişesi bile TC hükümetine neler yaptırabileceğini göstermiştir. Gezi’de barışçıl gösteriler bile ölümlerle, korkunç işkencelerle bastırılmıştır. Diktatörlük sadece ilan etmeye bağlı bir durum olmuştur. Osmanlı sistemi, İslam halifeliği falan bunun ideolojik aracı, adı olur. Yoksa mevcut anayasa herhangi bir hükümet için diktatörlük anayasasıdır. Bunun dışındaki tanımlar romantik taraftarlıktır. Bu seçimler belirleyici olacaktır, ama eğer AKP anketlerden olası bir yenilgiyi hazmedemez ise seçimler de şaibeli olacaktır.



    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürdistan sınırında çok merkezli iki hançer kasaba: Til Hamis ve Til Brak

Tarihi Kürdistan Kavşağında Kürt çapsızlığı

BAAS’ın gerçekte yaptıkları; Operasyonel “Türk gazeteci” timlerinin yansıttıkları