1999'da donup kalmanın anlamsızlığı üstüne

       
   Tarihte olan biten her şey bir deneyimdir. Yine tarihin ortaya çıkardığı her olgu her olay insanlar tarafından değiştirilerek günümüze gelmiştir. Devlet , ulus, bağımsızlık gibi olgusal;  Türk uluslaşması, Amerikan uluslaşması, İngiliz Uluslaşması, Kürt uluslaşması gibi olay… 1510’lu yıllarda Machiavelli’nin devlet-yönetim-hükümdar-cumhuriyet tanımıyla  aynı terimlerin bugünkü tanımları arasında yerle gök arasındaki boşluk kadar fark var. Machiavelli’ye göre bir hükümdar “ kuralların önemini, sıkı yönetimin değerini halka kavratmak için bir süre idareden elini çekmelidir.” Böylece halk, büyük bir kaosa tanıklık edecektir ve  hükümdara ne kadar ihtiyaç olduğunu kavrayacaktır. Bugün bu teoriyi ortaya atsanız size deli derler. O dönem de bunları yazana tehlikeli denmiş, deli denmiş, zindana atılmıştır. Zaten her yeni fikir öncellikle bir düşman gerçeğiyle yüzleşmek zorunda. Çoğu zaman yeninin düşmanı bağnazların acıklı hikayesini bugün “tarih” olarak okuyoruz.  Yine aynı Machavelli’ye göre Hükümdar, “birçok küçük devlet (prenslik) kargaşanın sebebidir, dünyada güçlü, devasa bir hükümdara ihtiyaç vardır diğer bütün prenslikler yerle bir edilmelidir. En son bunu deneyenler ya Roma’da meydanlarda ayaklarından ters asıldılar ya da Berlin’de intihar ettiler. Gelelim günümüz deneyimlerine… Sıradan bir öğrenci çıkıp birkaç arkadaşıyla dönemin siyasal ikliminden esinlenerek bir belirleme yapmıştır. “Kürdistan,  her açıdan sömürge bir vatandır. Bunun tasfiyesi ancak Kürtlerin planlı, programlı, hedefli bir halk savaşıyla mümkündür.” Bu ifadede sömürge-sömürgecilik bir siyasi belirleme, silahlı halk savaşı bir yöntemdir. Bu yöntem demokratik değildir. Şiddete, düşmanın güvenlik aygıtlarını tahribe, imhaya dayanan yıkıcı bir yöntemdir. Çünkü 1970’lerde yasal bir parti, programına “ Kürt” terimini yerleştirdiği için kapatılmış, üyeleri tutuklanmış- sürgüne zorlanmışlardır. Bu şartlarda silahlı isyanın kendisi bir “hak” olarak ortaya çıkıyor. Bu saiklerle 1984 yılında başlayan Kürdistan (Kuzey) ulusal kurtuluş hareketi şiddeti , devletin tekelindeki şiddet “hakkını” da  elinden alarak Kürdistan’da devleti “ikili iktidara” zorlamıştır TC’yi. Küresel şartlar, TC’nin dış dünya ile ilişkileri, imparator devletlerin Kürtlere karşı zorbalığı onaylayan stratejik hesapları ve daha onlarca nedenden ötürü ne PKK etrafından örgütlenen Kürt isyancılar devleti hezimete uğratabildi ne de devlet PKK ve ulus isyancılarını yenebildi. Yorucu, bıktırıcı bir savaştan sonra Öcalan’ın komplo sonucu tutsak edilmesiyle birçok inandırıcı gerekçeden ötürü bağımsızlık hedefine son verildi. Ama asla “bağımsızlık hakkı”ndan vazgeçilmedi. Kimse de bunu iddia etmedi. Öcalan’ın kendi deyimiyle “uygulanabilir, çatışmasızlıkla alınabilecek hakların inşasıyla” PKK, bu haktan şimdilik vazgeçti. Bunun Türk devleti açısından da yorucu, bıktırıcı savaş gerçeği sebebiyle PKK ile barış yolu aramasıyla da ilgisi var. Taraflar dünya deneyimlerinden yararlanarak özgün bir yol bulmaya çalışıyor. Ama aynı taraflar mevcut gücünü siyasi bir araç olarak tehdit unsuru göstermekten çekinmiyorlar. Bu, zaten işin doğası. Gelelim; Öcalan ve PKK düşmanlığını adeta bir misyoner, bir zangoç edasıyla web köşelerinde klavye komandoları tadında sürdüren Kürtlerin  acıklı hikayesine:
-          Bu acıklı hikâye sahibi Kürtlerin hemen hemen tamamı bağımsızlık için PKK ve Öcalan kadar savaşan başka bir Kürt örgütü ve lideri olmadığı gerçeğini bilmiyor. Yine bu çelimsiz fikirli  web Kürtlerinin hemen hemen tamamı bugün “Öcalan ve PKK bağımsızlıktan vazgeçtiği” için ona düşmanlık yaptığını sanıyor idiotlar. Oysa bunların siyasi babaları, efendileri PKK’nin tam bağımsız Kürdistan’ı  savunduğu dönemlerde de Öcalan’a ve PKK’ye aynı düşmanlığı yaptılar. Bu idiotluğunuzu kime pazarlamaya çalışıyorsunuz bilmiyorum, ama 1992’de TC’nin sınır güvenliği hizmetindeki KDP ve YNK’nin adına pazarlamayın. Şiddetle 40yılda kazanılamayan bağımsızlığı siyasetle “anayasal özerk statü-haklar” şartıyla 40 yılda kazanılabileceği gerçeğini de bilmiyorlar bu ahmaklar. İspanya, Sovyetler Birliği ulusları,  İrlanda daha birçok ülke tarihi ve uluslaşması bilinse bu yoldan korkması gerekenin TC olduğu anlaşılır, ama henüz anadil hakkı için bile silahların konuştuğu ortamda “imparatorluk devleti” hayali kurup 20 dakikalık eğlencesinden bile vazgeçemeyen herif ya da herifeler PKK ve Öcalan’a bu noktadan saldırıyorlar. Bu derdin ideolojik olmadığından adım gibi eminim, politik bir kaygı olmadığından da eminim. Bu dert, Türk devletinin 1990’larda özel savaş yöntemleriyle başaramadığı yol yöntemlerin inceltilmiş halidir. Bir intikam halidir. Korucudan, itirafçıdan, KDP-YNK’den kesin zaferi getirecek verim alamadı, şimdi kendisince “demokratik karşıtlık/kontralık” yapıyor. Bu, telmih ve mizah sayılır mı bilmiyorum, ama bence “demokratik kontralık” yapıyor. Bu konsepte inandırılmış bir kısım Kürt’le de PKK ile hesaplaşılıyor güya diye düşünüyorum.  (KDP-YNK’nin 1990’lar tavrı için bu suçlamam-yüzleşilmesi şartıyla bunun birlik önünde engel olmadığını düşünüyorum bugün)
-          Demokratik İslam meselesi: İslam ve kitabı Müslüman toplulukların büyük çoğunluğuna kaynak, bu bilgiyi biliyoruz. Bu din ve kitap “demokrasiyi” reddeder. Mevcut Ortadoğu’da zaten çok çok belirgin biçimde reddiyenin savaşları var. Bu kavramın nesini sakıncalı görüyorsunuz, anlamıyorum cidden. Batı dünyası demokratik Hristiyanlık paradigmasıyla, Hristiyan demokrat parti ve kurumlarla en az 150 yıllık uygarlaşma savaşına eşlik etti. İslam için bunun düşünülmesi, tartışılması neden zorunuza gidiyor? Derdiniz ne? Siz de “İslam, demokrasiyi reddeder deyiverin, bunu yayın. Ama Kürtlük adına değil, El Kaide adına İŞİD adına…
-          Ortak vatan meselesi:  Bağımsızlık paradigması silahlı şiddeti ve topyekün ayaklanma yöntemini kapsar. İmparatorluk ulusları hariç neredeyse tüm ulus devletler soykırımlar ya da büyük katliamlar sonucunda kuruldular. (Google’den rastgele bir ülke adını girip o ülkenin siyasi tarihini okursanız öğrenirsiniz)  Federe ve özerk bölgeler de dahil. Üstelik Güney Kürdistan, soykırımla neticelenen bir savaşta bile “40 yıl boyunca ortak vatan” fikriyle hareket eden önder parti KDP’ye sahip. Dün ortak vatan dediler, şartlar değişti federe bölge ilan ettiler, şimdi bağımsızlık konuşuluyor. Bu kadar basit. Daha nasıl anlaşılacak ki… PKK ise savaşsız, çatışmasız bir sürecin hedefi olarak “ortak vatan” diyor. Yani çatışma olur devamlılık kazanırsa  ortak vatana bay bay diyebilir. Bu da doğal sonuç. Bir sonraki yaklaşım “bağımsız devlet”tir. Bunun için örgütün, programın, stratejin, taktiklerin varsa seni tutan yok acıklı hikaye sahibi Kürt arkadaş.
-          Demokratik ulus meselesi: Bu, biraz zor bir konu. Bunun için dünyadaki uluslaşma süreçlerini okumak lazım. Önce kategorimizi yapalım: İmparatorluk ulusları, modern uluslar ve geç uluslaş(tırıl)anlar. Ama özellikle İspanya örneği mühim, 1978 anayasası ile birlikte İspanyol topluluklar “demokratik ulus” olarak birlikteliği ifade eder. Lakin bunun koşulu var. Özerk toplulukların haklarının genişletilmesi, merkezi devletin işlevinin zayıflatılması vs vs vs. Rojava’da en alası deneniyor. Tutmayabilir de ama nihayetinde tüm devletler ve uluslar trajik deneyimlerin sonucudur. Geleneksel ulusallaşmayı “zorbaca kazanılmış hak, başka etnisiteleri yok ederek kazanılmış ulus” olarak açıklarsan işin anti demokratik (uygarlaşma karşıtı unsur) yönünü fark edersin. Çatışmasızlık, barışçıl arayışlar, anayasal garantiler vs vs vs ise anahtar kelimeler. Karşıt terimler: savaş-katliam-soykırım riski,  yüzyıl bile sürebilecek bir kriz durumu.
-          YineliyorumKesinlikle ilkel milliyetçisiniz, zira “peygamberiniz ve inandığınız tanrı,  ulusun bazı fertlerince kabul edilmediği için “onlara nazire yaparcasına” Türkçü-İslamcı barbarlığın Kürt versiyonunu çıkarıyorsunuz. Kürtçü-İslamcı taklit. Üstelik Şeyh Haznevi hazretleri gibi aynı ulustan bir değere, bir dinsel markaya sahip olmanıza rağmen Türkeş’in, Erbakan’ın, Erdoğan’ın “insan ve farklı inanç ve inançsızlık”ları yok etmek isteyen kötü taklitçiliğini yapıyorsunuz. Bunun nesi mi kötü? Yüzyıldır başörtüsüyle yaşam hakkı elinden alınmış Türk ve Kürtlerden utanın. Rojava’da 3 yıllık genç devrime rağmen bunlar tartışılmıyor bile. Erbil merkezli Kürdistan’ın her siyasetini her davranışını milliyetçilik adına savunuyorsunuz sadece komik olmuyorsunuz, uluslararası sömürge Kürdistan gerçeğine karşı sefilsiniz. En büyük toprak parçasını işgal eden en güçlü düşman TC ile Erbil’in ekonomik-siyasi- askeri ilişkilerini zorunluluk görüyorsunuz, normal görüyorsunuz, Güney’deki Türk okullaşmasını da OYAK’ın ekonomik  faaliyetlerini de dünyanın en uyduruk sektörü olan tekelci inşaat Türk sektörünü de… İlkel milliyetçi olmanız için ne yapmanız gerekiyor anlamıyorum? Taşlara işaret sembol simge yaparak benzerlerinizle iletişimi mi ilkel sanıyorsunuz? Hayır, biz ona uygarlaşma diyoruz. Öcalan da ona uygarlaşma diyor dönemsel açıdan… Düşünsenize 2parçada baskın siyaset 1 parçada dengeli, Erbil merkezli parçada zayıf bir siyaseti Türklerin AKP’sinden daha düşman görüyorsunuz, buna işbirlikçi milliyetçilik diyorlar ve sınıfsal yönü var. Bu açıdan kesinlikle ilkelsiniz. Hayır, öğrenme gibi bir çabanız da yok.  Üç-beş ezberiniz var: Yalçın Küçük, Perinçek vs vs vs Bunlarla hiç gelmeyin yoksa Kurdistan’a mezin için çarpışanları gördükçe sizi Yiğit Bulut’un askeri sanıyorum.  ( Formül: Türki sermaye ve odaklarını Güney’e almadan zengin olunabilir mi? Evet, 4 İngiliz-İsrail-Yunan-Rus fabrikatör çağırırsınız birkaç büyük fabrika yaparlar, onbinlerce işçi çalışır oralarda yüksek sosyal haklarla o işçiler, ara elemanlar, memurlar kendi evlerini kendileri inşa edecek yeteneğe ulaşırlar. O fabrikatörler de spor kompleksleri, tesisler, okullar yaparlar. Batı ile entegrasyon da gerçek dinamiklerine kavuşur. Bakın modern milliyetçilik bu oluyor, sermaye karşıtlığı yok,  işgalcisiyle her türlü çirkef ilişki yok mis gibi kapitalizm)  Bu, bir önermedir. Bu önermenin çıkış noktası işgalci TC ve onun talancı-barbar sermaye sınıfı gerçekliği…
-            Bunca savımdan sonra size “Kurdonot” diyebilir miyim sevgili arkadaşım. Mizah olsun maksat. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAAS’ın gerçekte yaptıkları; Operasyonel “Türk gazeteci” timlerinin yansıttıkları

Kürdistan sınırında çok merkezli iki hançer kasaba: Til Hamis ve Til Brak

Derik'ten Kürdistan'a bakan en güze yüz