İran Kürdistanı DR.. ABDURRAHMAN QASIMLO'nun kitabından alınmıştır.


“1973’te İran KDP’nin başkanlığına Dr. Abdurrahman Qasımlo seçildi. Qasımlo Sorbonne’da
(Paris) eğitim görmüş, birkaç yıl Çekoslovakya’da kalmış sosyalist bir aydındı, partinin tabanı
ise köylüler ve kent halkıydı. IKDP Şahlık rejimini devirmek için mücadele eden diğer ilerici
güçlerle aktif bir işbirliğini kabul etti. Barzani’nin aşiret ordusundan daha zayıf olmasına
rağmen ulusal mücadele için çok daha iyi bir temele oturuyordu.”

İRAN KÜRTLERİ

İran yönetimi İran Kürdistanı’nı üç eyalete ayırmıştır, yalnızca merkezi Sina (Senendec)
resmen Kürdistan olarak adlandırılmaktadır. Kuzeye Batı Azerbaycan ve güneye Kirmanşah
denilir. Etnik bakımdan, başkenti Xurremabad olan Luristan’ı da Kürdistan’a katmak gerekir.

NÜFUS
İran Hükümeti daima Kürtlerin ‘saf İranlılar’ olduğunu iddia etmiş ve ‘İranlı’larla ‘Farisi’ler
arasında ayrım yapmaktan dikkatle kaçınmıştır. … Fakat İran Kürdistanı’nda nüfusun ezici
çoğunluğunun Kürt olduğu açıktır.

İran’da Kürt Nüfus iran          İran’da
Yıllar (Toplam) Kürdistanı Kürtler Kürt %‘sı
1970 28.258.800 4.803.860 4.521.220 %16
1978 32.440.000 5.514.800 5.190.404 %16

Kapitalizm geliştikçe iç pazarın hızlı büyümesi, tarım reformu (Kürdistan’da oldukça sınırlı
kalmış olmasına karşın), şehirlere büyük göç ve öteki kültürel ve toplumsal değişiklikler İran
Kürdistanı’nda aşiret toplumunun tasfiyesinde rol oynamıştır. Doğal olarak aşiretler yaşama
mücadelesi vermektedir ve bir süre daha yaşayacaklardır. Fakat Mir, Beğ ve Ağa
yönetiminde, hiyerarşik klasik aşiret yapısı artık çökmektedir.

Bir kaç yarı göçebe aşiret kışları köylerinde geçirip yazları yaylalara hayvanlarını otlatmaya
çıksalar da artık Kürdistan’da göçebe aşiretler yoktur.

DİN
İran Kürdistanı’nda nüfusun % 98’i Müslüman’dır. Kalan % 2 Ermeni, Süryani ve Yahudilerden
oluşur. Müslümanların çoğunluğu Sünni’dir (% 75).

Sünnilerin dinsel önderleri şeyhlerin İran Kürdistanı’nda halen önemli ölçüde etkinliği söz
konusudur. Önde gelen iki tarikat Kadiri ve Nakşibendiliktir. … İran yönetimi son yıllarda
Sünni hiyerarşiyi ‘yeniden örgütleme’ çabasıyla mollalara aylık bağlamış ve onları devlet
hizmetine çekmeye çalışmıştır.
DİL VE EDEBİYAT
Kürtçe, İran dili gibi bir Hint-Avrupa dilidir. … 1945-46’da kısa süre bağımsızlık kazanmış olan
Mahabad Kürt Cumhuriyeti dil ve edebiyatın gelişimini özellikle etkilemiştir. Kürtçe son otuz
yıldır İran’da yasaktır. Bu süre boyunca İranlı Kürtler, 14 Temmuz 1958 Devrimi’nden beri
büyük gelişme gösteren Iraklı Kürtlerin yayımlarını izlemişlerdir.

Türkiyeli Kürtlerle İranlı Kürtler arasında ne yazık ki hemen hemen hiç edebi etkileşim
olmamıştır, çünkü iki ülkede kullanılan alfabeler farklıdır. İran’da okullarda eğitim Farsça’dır
ve Arap alfabesiyle yazılmaktadır. … Fakat İran ve Irak arasında Kürtçe metinlerin
alışverişinde durum farklıdır, iki ülkede de Arap alfabesi öğretilmektedir, dahası İran ve Irak
Kürtlerinin çoğunluğu Güney Kürdistan diyalekti olan Sorani Kürtçe’sini konuşurlar.

Kürtçe’nin resmen yasaklanmasına ve bütün ülkede tek Kürt okulu bulunmamasına karşın
birçok radyo istasyonu özellikle Kirmanşah istasyonu Kürtçe yayın yapmaktadır. İran gibi
Türkiyeli Kürtlerce de dinlenen bu yayınlarla Şah siyasetinin propagandası yapılmakta, öte
yandan Kürt dilinin özgünlüğü ile sistematik olarak oynanılarak dil, Farsça’nın bir diyalekti
olarak sunulmaya çalışılmaktadır.

KÜRT AŞİRETLER VE GELİŞİMİ

19. yüzyılın ortalarında Kürdistan halkının üçte biri göçebe aşiretlerden oluşuyordu. Toprağı
ortaklaşa kullanıyorlardı ve bir yöneticinin koruması altındaydılar. Kürdistan’da aşiret klanlara
bölünmekteydi, onlar da boz, xel veya binemal’lara bölünmüşlerdi. Hem aşiretin önderi
Beğ’in hem de klan önderleri ağaların tam idari hukuki yetkileri vardı. Beğ’in kararları kesindi
fakat eşevin denilen ‘ak sakallılar’ın bu kararlar üstünde büyük etkisi vardı. Beğ öldüğünde
en büyük oğlu yerini alırdı veya erkek mirasçısı yoksa ‘ak sakallılar’ yeni bir önder seçerlerdi.
Bir kadının aşiret şefi olduğu da bazı durumlarda görülmüştü.

Her aşirette üç ayrı grup tanımlanabilir: Öncelikle şef ve ailesi vardır, bunlar aşiretin ayrıcalıklı
üyeleridir. İkincisi bir çok işi gören hizmetçiler (gulam) bulunur. Son olarak aşiretin normal
üyeleri olan çoğunluk gelir. Her aşirette ayrıca din adamları grubu, şeyhler (çeşitli
mezheplerin temsilcileri), imamlar (molla) ve seyyidler (Peygamberin soyundan gelenler)
bulunur. … Aşiret üyeleri arasında, sahip oldukları hayvan sayısından kaynaklanan önemli
ekonomik eşitsizlikler vardır. Özel mülkiyetin bulunmadığı durumlarda bile bu eşitsizlikler
önemli rol oynar.

Alışveriş her aşiretin kendi yazlık ve kışlığını oluşturmasını doğurmuştur, Hewar ve Germian. Bu
ikisi arasındaki yol boyunca aşiret satabileceklerini satar ve gereksinimlerini satın alır. 20.
yüzyılın başından itibaren para kullanımı Kürtler arasında yaygınlaşmış ve şeflerin zenginliği
sürülerinin büyüklüğü kadar altın ve parasıyla da ölçülmeye başlanılmıştır.

Alışveriş ilişkileri ve otlakların bölünmesi, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarından itibaren
göçebe aşiretlerin yerleşmeye başlamasıyla gelişmiş ve düzenlilik kazanmıştır.

İki dünya savaşı arasındaki dönemde, İran Hükümeti Kürtleri yerleştirmek için orduyu
kullanmış ve bunun yıkıcı sonuçları olmuştur. Bazen bütün bir kabile yok edilmiştir. İran,
Türkiye, Sovyetler Birliği sınırlarında yaşayan Celali aşiretinin 10.000 üyesinden ancak bir kaç
yüzü Merkezi İran’a zorunlu göçten sağ çıkabilmiş ve 1941’de kendi topraklarına
dönebilmiştir.

Zorunlu göçler İran burjuvazisinin, anlamlı ve güvenli bir pazar oluşturulması için yerleşik
nüfusa duyduğu gereksinimi karşıladığından, çıkarlarıyla uyuşuyordu. Sınır ticaretine getirilen
yasak ve İran Hükümeti’nin merkezileştirme programı aşiretleri gereksinimlerini ülke içinden
karşılamaya zorlamıştır. Yerleştirme programı, köylüleri sömürebilen ve topraklarını satın
alabilen Kürt ve İranlı toprak sahiplerinin çıkarlarına olmuştur. Vergi toplayıcılar için Kürdistan
dağlarında aşiretlerin peşinden gitmektense köylerde vergileri toplamak da çok daha kolay
olmuştur. Sınır ticaretinin yasaklanması ve aşiretlerin göç etmesine sınırlamalar getirilmesi
kaçakçılığın denetlenmesini kolaylaştırmış ve devlet gelirlerini artırmıştır. Dahası, yerleşik bir
nüfus, genç insanların askere yazılmasını ve yeni getirilen askerlik görevini yapmalarını da
çok kolaylaştırıyordu.

Kürdistan’ın bölünerek yeni sınırların çizilmesiyle, özellikle Türkiye ile İran arasındaki geleneksel
yaz ve kış göçleri engellenmiş oldu. Yarı göçebeler sınırları geçme haklarını yitirdiler. Sınırlar
bazen aşiretleri ikiye hatta üçe böler. … Kürt göçebelerin yerleşikliğe geçişi bazı etkenler
nedeniyle gecikmiştir: iklim hayvancılık için elverişli ve ot boldu, ekilebilir toprak azdı, aşiretler
devlete karşı herhangi bir yükümlülükleri olmadan bağımsız yaşamayı yeğliyorlardı. Fakat
sonunda, devlet merkezileşmeyi güçlendirdiğinde göçebelik de söndü.

Bugün İran Kürdistanı’nda 7.500 köy vardır; bazıları 5-10 aileden ibaret küçük köylerdir,
bazıları da 1.000-2.000 ailelik büyük köylerdir. Ortalama köyde 50-100 aile vardır. Son
istatistiklere göre İran Kürdistanı’nda kırsal kesimin % 90’ı yerleşiktir.

Yüzyılın ikinci çeyreğinde şefler hem otlakları hem ekilebilir araziyi ellerine geçirerek
feodalleştiler. Bir şef önderliğinde bütün aşirete ait olan toprak zamanla şefin özel mülkiyeti
oldu.

Son yirmi yılda uygulanan tarım reformuyla artık bu tür ‘feodalizm’ yok. Şimdi İran Kürt
toplumunda kapitalizm ve pazar ekonomisi geçerli olduğundan geleneksel toplumsal yapı,
yerini, toplumu birçok bakımdan değiştiren yeni bir yapıya bıraktı. Fakat ekonomik
altyapının çok kısa süre içinde temelden değişmesiyle birlikte halkın gelenekleri ve zihniyeti
çok fazla değişmemiştir.

TOPLUMSAL YAPI

Toprağın % 60’ından fazlasını elinde bulunduran büyük toprak sahipleri ortadan kalkmıştır.
Orta büyüklükteki toprak sahiplerinin çoğunluğu tarım reformu yasası dışında kalmayı
becermişlerdir. … Şimdi orta büyüklükte toprak sahipleri kırsal nüfusun en büyük kesimini
oluşturmaktadırlar.

Bölgeye yapılmış hiçbir önemli yatırım olmadığından İran Kürdistanı’nda sanayi proletaryası
fazla gelişmemiştir. Tersine Kürt şehirlerinde görülmemiş bir işsizlik düzeyi yaygındır. Kırdan
göçle sürekli büyümektedir.

KISA TARİHSEL BİLGİLER

Çaldıran Savaşından II.. Dünya Savaşı’’na
23 Ağustos 1514’de, Kürtlerin de yardımıyla Sultan Selim’in ordusu Şah İsmail’in kuvvetlerini
Urumiye gölünün kuzey batısında Çaldıran’da yenilgiye uğrattı. Bu tarih Kürt topraklarının
İran ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilk bölünüşünü belirtir.

1639’da Şah Abbas, Sultan Murat’la Kürdistan’ın bölünüşünü formülleştiren bir antlaşma
imzaladı; o zamandan beri Kürdistan’ın bu bölümünde sınırlar çok az değişikliğe uğradı.
Çaldıran’dan sonraki 460 yıl boyunca İran Kürtleri Isfahan (o zamanki İran başkenti) ve
Tahran’ın egemenliğine karşı sürekli mücadele verdiler. Sina eyaletindeki Ardelan prensliği
en uzun direnen oldu ve 1865’e kadar özerkliğini korudu.

19 yüzyıldaki en büyük Kürt ayaklanmalarından biri 1880’de oldu. Şeyh Ubeydullah
önderliğindeki ayaklanmayla Urumiye ve Van gölleri arasındaki bölge kurtarıldı. Bütün
Kürdistan’ın bağımsızlığı ve birliğini hedefleyen ilk ayaklanmaydı bu. Hareket birleşik Osmanlı
ve İran kuvvetlerince bastırıldı.

Birinci Dünya Savaşı’nda İran Kürdistanı, Türk ve Rus ordularının savaş alanı oldu. Türkler Kürt
ulusal duygularını zayıflatmak için gayrimüslimlere özellikle Ermenilere karşı nefreti
körüklediler.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması Türkiyeli Kürtlerin tanınma ve bağımsızlık savaşlarını
yoğunlaştırdı. İran’da 1920 Sevr antlaşmasının yankıları, Irak Kürtlerinin Şeyh Mahmud
önderliğindeki isyanı ve Tahran Hükümeti’nin zayıflığı kuzeyli Kürtleri ayaklanmaya teşvik etti.
1920-1925 arasında Şikak aşiretinin reisi Simko (İsmail Ağa), Urumiye gölünün batısındaki
bütün bölgeyi elinde tutarak Kürdistan’ın bağımsızlığı için uğraştı.

1925’de İngilizlerin desteğiyle Rıza Han, sonraki adıyla Rıza Şah İran’da iktidara geldi ve
merkezi bir devlet oluşturmaya çalıştı. 21 Haziran 1930’da Simko, Uçnu’da İran askeri
yetkilileriyle görüşmelerde bulunmak üzere davet edildi ve orada öldürüldü. 1931’de bu kez
İran Kürdistanı’nın güneyinde Cafer Sultan önderliğinde başka bir ayaklanma oldu.


KÜRT MAHABAD CUMHURİYETİ

20 Ağustos 1941’de Sovyet, İngiliz ve Amerikan bağlaşık orduları İran’a girdiler. Rıza Şah’ın
diktatörlüğü yerine zayıf bir hükümet getirildi, Tahran’daki bu hükümetin İngiliz ve
Amerikalılar egemenliğindeki güney veya Sovyetler Birliği egemenliğindeki kuzey
bölgelerinde hiç etkisi yoktu. Ülkede güçlenmeye başlayan çeşitli siyasal partilere
demokratik haklar tanınmaya başlanmıştı.

Mahabad yöresi ne İngiliz, Amerikan ne de Sovyetlerin elinde değildi. Kürt ulusçuluğunun
uzun bir geleneği olan bir bölgeydi burası. Eylül 1942’de ele geçmez fırsatı kullanan
Mahabad Kürtleri ilk Kürt siyasal hareketi Komala J.K. (Jiyani Kurdistan, Kürdistan’ın Dirilişi)
hareketini başlattılar.

1945’de yeni bir parti, Kürdistan Demokratik Partisi kuruldu; Komala’nın bütün üyeleri bir
partiye katıldılar. … KDP sekiz önemli maddesi olan bir program hazırladı:
1) İran’daki Kürt halk kendi yerel yönetimine sahip olmalıdır ve İran sınırları içinde özerkliği tanınmalıdır.
2) Anadillerinde öğrenim hakları olmalıdır. Kürt topraklarında resmi dil Kürtçe olmalıdır.
3) Ülkenin Anayasası Kürdistan’daki yerel yöneticilerin toplumsal ve idari konularda yetki sahibi olmak
üzere seçimle işbaşına gelmelerini garanti etmelidir.
4) Devlet memurları yerel halktan seçilmelidir.
5) İki tarafın da geleceğini güvence altına almak üzere köylüler ve toprak sahipleri arasındaki
anlaşmaya temel olacak genel bir yasa çıkartılmalıdır.
6) KDP, Azerbaycan halkının ve Azerbaycan’daki azınlıkların (Süryaniler, Ermeniler, vb.) kardeşliği ve
birliği için mücadele eder.
7) KDP tarım ve ticaretin geliştirilmesi, eğitim ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi, Kürt halkının maddi ve
manevi kalkınmasının sağlanması ve Kürdistan’ın doğal kaynaklarının en iyi biçimde kullanılması için
çalışır.
8) KDP bütün İran halklarının siyasal özgürlüğünü ve ülkenin böylelikle kalkınabilmesini ister.

24 Ocak 1946’da Saqqez çevresinden delegelerin katıldığı büyük bir toplantıda ilk Kürt
Cumhuriyeti ilan edildi, KDP önderi Kadı Muhammed Başkan seçildi.

Cumhuriyetin yaşamı bir yıldan az sürdü. … Kürdistan’dan kaçıp Tahran Hükümeti ile işbirliği
yapan toprak ağalarının toprakları Kürt köylülere ve Irak Hükümeti’nin baskısından
Mahabad’a sığınan Barzani ailesine dağıtıldı.

Cumhuriyetin kırmızı, beyaz, yeşil bayrağında buğday başaklarıyla sarılı güneş resmi vardı,
güneş bağımsızlığı, başaklar eğitimin önemini temsil ediyordu.

Yeni hükümetin konumu halen kesinlikle belirli değildi; özerk yerel bir hükümet miydi yoksa
tamamıyla bağımsız bir cumhuriyetin hükümeti miydi? Örgütün resmi adı Kürdistan
Cumhuriyeti Devleti (Devleti Cumhuri Kürdistan) olmakla birlikte ‘Ulusal Kürt Hükümeti’
‘olarak da (Hükümeti Milli Kürdistan) anılmaktaydı; Azerbaycan’da da durum aynıydı.

23 Nisan 1946’da Azerbaycan ve Kürdistan Hükümetleri dostluk antlaşması imzaladılar.

İki Hükümetin iç işlerine yönelik siyasetleri farklıydı. Azerbaycan’da yöneticiler köylü ve işçi
isteklerini dikkate alıyor ve geniş boyutlu ekonomik ve toplumsal reformları uygulamaya
koyuyordu. Kürdistan’da ise toplumsal tabakalar dikkate alınmadan ulusal birliğin
sağlanması gündemdeydi. Kürt toplumu toplumsal ve ekonomik olarak çok daha geri
olduğunda hedefler çok daha ılımlıydı.

Kürt ve Azeriler arasındaki antlaşma iki halk için çok büyük önem taşıyordu ve elbette
Tahran tarafından çok kötü karşılanmıştı.

KDP, Tudeh Partisi, Azerbaycan Demokratik Partisi ve öteki üç ilerici partinin de katıldığı
cephenin kurucularındandı. İran Kürdistanı böylece İran’daki bütün demokratik güçler için
bir üs haline gelmişti.

Tahran Anlaşması’na uygun olarak Bağlaşık kuvvetler savaşın sonundan itibaren altı ay
içinde İran’ı terk etmeye başladılar.

1946 sonbaharında Tahran Hükümeti ülkede seçimlerin yapılması için kampanya başlattı,
“Hür” seçimlerin yapılabilmesi için Kürdistan ve Azerbaycan’da da İran Hükümet
kuvvetlerinin bulunması gerektiği ileri sürülüyordu.
Aralık’ta İmparatorluk ordusu Azerbaycan’a girdi. Azeri hareketi hemen hemen
direnemeden çöktü ve önderler SSCB’ne sığındılar. Azerbaycan Ulusal Hükümeti 17 Aralık’ta
düştü ve kısa süre sonra İran birlikleri Mahabad’a girdi. Gene ciddi silahlı direniş olmadı.
Cumhuriyetin Kadı Muhammed başkanlığındaki önderleri orada kaldılar. Yalnızca Barzani
önce Nexede, sonra Uçnu’ya kaçtı.

İran Ordusu 22 Şubat 1947’de Nagadeh’e yürüdü. Barzaniler İran-Irak sınırına çekildiler ve
kendilerini izleyen ordu birliklerine ağır kayıplar verdirdiler. Birçok subay ve asker esir alındı.
13 Nisan’da Barzaniler Irak’a geçti.

Resmi askeri mahkemede yargılanan Kadı Muhammed, kardeşi Sadr Kedi ve kuzeni Seyf
Kadı ölüme mahkum edildiler. … Bunu öteki İran Kürdistanı şehirlerindeki büyük katliamlar
izledi.

Manevi önderleri Şeyh Ahmet önderliğinde Barzaniler, özellikle kadınlar ve çocuklar Irak’a
kaçtı. Fakat Mustafa Barzani Bağdat Hükümeti’ne güvenemiyordu, 27 Mayıs’ta 500
adamıyla Türk sınırına girdi ve iki gün sonra tekrar İran’a geçti. Peşlerine 10.000 asker
düşmüştü. Savaş üç hafta, 18 Haziran 1947’ye kadar sürdü. Üç yüz kilometre yol kat eden
Barzani kuvvetleri Aras ırmağını geçerek Sovyet topraklarına girdiler.


YİRMİ YILLIK TARİHTE DEĞİŞİKLİKLER

4 Şubat 1949’da Tahran Üniversitesi’nde Şah’a suikast girişimi oldu. Anglo-İran Petrol Şirketi
tarafından cesaretlendirilen Hükümet, olayı bütün İran’da demokrat hareketleri ezmek için
fırsat olarak kullandı.

Tahran’da Dr. Musaddık iktidara geldiğinde gizli siyasal parti çalışmaları çok arttı. 1952
seçimlerinde, Cumhuriyetin düşüşünden altı yıl sonra, KDP adayı, Mahabad ve çevresinde %
80- 90 arasında oy topladı. Sonuç olarak seçimler geçersiz sayıldı ve Hükümet Tahran’dan
bir din adamını Mahabad milletvekili olarak atadı.

Aynı yıl Bokan köylüleri feodalistlerin ve polisin tiranlığına karşı ayaklandılar. KDP
önderliğindeki hareket hızla Bokan ve Mahabad arasındaki bölgeye yayıldı. Fakat Şah’ın
emriyle İran ordusu Kürt feodallerin yardımına gönderildi ve köylü hareketi ezildi.

Musaddık Hükümeti’nin, hala Anglo-İran Petrol Şirketi’nin elinde olan petrol sanayisini
ulusallaştırma kampanyası sırasında İran Kürdistanı bütünüyle Musaddık’ın destekleyicisi oldu
ve uluslaştırmadan sonra da desteğini sürdürdü.

Birkaç gün sonra, 19 Ağustos 1953’de CIA tarafından örgütlenen bir darbeyle Musaddık
Hükümeti devrildi.

Musaddık Hükümeti’nin kararsızlığı, tutuculuk, İran’daki önde gelen demokrat güçlerin,
Tudeh Partisi’nin iradesizliği ve hataları, darbe günü yurtseverlerin gösterdiği edilgenlik,
darbecilerin kolay bir zafer kazanmasına neden oldu. Polis Tudeh örgütünü ortaya
çıkardıktan sonra, ulusal ve demokratik güçlerin yenilgisi birbirini izledi.

Karşı devrim, İran’da genci ve emperyalizm yanlısı bir iktidarın oluşturulabilmesi için CIA
tarafından örgütlenmiş ve yönetilmişti. İran halkının uzun mücadelesinin simgesi olan
petrolün ulusallaştırılması durduruldu. Bütün ulusal ve demokratik örgütler baskıya uğradı,
binlerce demokrat yurtsever hapsedildi, muhalif siyasetlerin her kanadından yüzlerce militan
idam edildi.

23 Şubat 1955’de İran, Irak, Türkiye ve Pakistan Bağdat Paktı’nı imzaladılar. Kısa süre sonra 4
Nisan’da İngiltere de Pakt’a katıldı. ABD üye olmamasına karşın Pakt’ın çeşitli komitelerinin
çalışmalarına düzenli katkıda bulundu. Birçok yönüyle birlikte bu Pakt da, 1937 Sadabat
Antlaşması gibi, Kürt hareketine karşı oluşturulmuştu.

Irak’taki 14 Temmuz 1958 devrimi emperyalizmin en güçlü kalelerinden birini yıktı. Demokrat
güçler ve Kürt örgütleri için yeni olanaklar doğdu. Devrimin İran’da özellikle İran
Kürdistanı’nda kaçınılmaz sonuçları oldu: İran’daki Kürt hareketi bir kez daha hızla gelişti.


1967--68 SİLAHLI MÜCADELESİ

1961 Eylül’ünde Irak Kürdistanı’nda, silahlı bir ayaklanma başladı ve doğru dürüst bir
programı olmamasına karşın kısa sürede Irak Kürtlerinin desteğini ve İran Kürtlerinin

sempatisini kazandı. Sempati, İranlı subaylardan satın alınan mühimmatın, malzemenin,
paranın, giysilerin Irak Kürdistanı’na gönderilmesiyle somutlaştı. Bu yardım, İran’da KDP
tarafından örgütleniyordu ve Mustafa Barzani önderliğindeki hareketin 1966’ya kadar
sürmesinde büyük katkı sağladı.

Tahran Hükümeti, Barzani’ye yardım ederek, İran’daki Kürt hareketini tarafsızlaştıracağını
veya Irak ve İran Kürtleri arasındaki dayanışmayı yıkacağını düşünüyordu. Şah yardımı
artırınca Barzani’nin İran Kürtlerinin siyasal eylemlerinin sınırlandırılmasında İranlı yetkililerle
işbirliği yapmasını istedi. … Sonuç, Kürt ulusal hareketinin İran KDP’den bütün eylemlerini
‘dondurmasını’ isteyen ünlü ‘tez’ oldu. Bu teze göre, İran KDP üyeleri için doğru hareket yolu,
‘sakin’ durarak, Tahran Hükümeti’nin Barzani’ye yaptığı yardımı kesme tehdidini provoke
edecek bir eylemde bulunmamaktı. Bu tezi kabul etmeyen her KDP militanı Irak
Kürdistanı’nda persona non grata kabul edilecek ve İran Kürdistanı’ndaki Şah rejimine karşı
her ciddi eylem ‘Kürt devrimi’ne karşı eylem olarak görülecekti. Bu sırada yüzlerce İranlı Kürt
militan Bağdat Hükümetine karşı savaşmak üzere peşmerge saflarına katılmıştı.

1967 başlarında KDP önderleri ve militanları artık Barzani ve Tahran Hükümeti arasındaki
işbirliği siyasetini destekleyemeyecekleri sonucuna vardılar. Irak’ı terk ederek İran’a
döndüler.

1968 baharında Süleyman Muini, Abdullah’ın ağabeyi İran sınırını geçmeye çalışırken
Barzani’nin emriyle tutuklandı ve idam edildi. Cesedi İranlı yetkililere verildi ve İran’daki
çeşitli Kürt şehirlerinde teşhir edildi.
Önderlerini yitiren hareket çöktü.


İRAN KÜRDİSTANİ VE IRAK KÜRT ULUSAL HAREKETİ (1961--1975)

Irak’taki Kürt hareketin önderliği İran Kürt hareketini engelleme siyasetini 1966’dan 11 Mart
1970’de Irak Hükümeti’yle Irak Kürdistanı için özerklik antlaşması imzalanana kadar sürdürdü.
Bundan sonra Irak KDP önderleri, İran KDP militanlarına daha dostça davranmaya
başladılar.

Şah rejimi Irak Kürtlerine savaş malzemesi ve gıda desteğinde bulunurken İran’da Kürt
isteklerini ve eylemlerini acımasızca bastırıyordu.


İRAN KÜRDİSTANI’NIN BUGÜNÜ VE YARINI

İran Kürdistanı’’nda Şah’’ın Siyaseti
Bu yüzyılın üçüncü çeyreğinde İran birçok ekonomik, toplumsal ve siyasal değişimler geçirdi.
Şah rejiminin sözcülerinin o kadar öğündüğü ekonomik büyümeden yalnızca yönetici sınıflar,
kısmen yükselen burjuvazi, yabancı sermayeye bağlı burjuvazi ile ulusal ekonominin bütün
anahtar kesimlerini elinde tutan Pehlevi ailesi kazançlı çıktı. Halk kitleleri, özellikle şehir ve
kırsal kesimdeki işçiler fakirlik içinde yaşamaya devam ediyorlar. Geniş halk kesimleri hala
okuma-yazma biliniyor ve sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Şah’ın Amerikan esinli
‘Beyaz Devrim’inin bütün felsefesi şehirlerde ve kırsal kesimde kapitalist gelişimin yolunu
açmak ve iç pazarı genişleterek, özellikle kırsal kesimde rejimi destekleyecek sağlam bir
küçük burjuva tabakası yaratmaktır. Tarım reformundan önce köylülüğün çok büyük
oranının topraksız olduğu bir ülkede bu tür bir gelişim toplumsal patlama tehlikesini
azaltmıştır.

Kırsal kesimdeki toplumsal sorunları çözmekten uzak kalan tarım reformu yeni ekonomik
sorunlar yaratmıştır. … Tarım kesiminin makineleşmesi ve kırsal toplumun çözülmesi ülkenin
birçok yöresinde köylülerin kitle halinde şehirlere göçüne yol açmıştır. İşsizlik şehirlerde
artmakta ve şehir yaşamı toplumsal ve ekonomik olarak gittikçe daha zor olmaktadır.

Şah rejimi artan biçimde Orta Doğu’nun polisi rolünü yerine getirmektedir. … İran, ABD’yle
hem ikili askeri pakt hem Cento yoluyla bağlantı kurmuştur. … Şah Batı Asya’daki en güçlü
orduyu inşa etme sürecindedir. İran, ABD silahlarının en önemli müşterisi haline gelmiştir.

Amerikalı uzmanlar İran’daki ABD çıkarlarını üç başlıkta toplamaktadırlar. Birincisi ülkenin
coğrafi konumu, ikincisi İran’ın Batı ülkelerine İran Körfezi’nden devamlı petrol akışını garanti
etmesi, üçüncüsü ülkede artan yatırım fırsatları ve İran’ın ABD’yle olan dikkate değer
ticaretidir.

Kürdistan, İran’ın öteki bölgelerinden çok daha fazla askerileştirilmiştir. Ordu, polis ve özellikle
Savak tam yetkiyle hareket etmektedir. Halkın hareketi tam denetim altındadır: Bir köyden
başkasına giden Kürt köylüsü iki köyün de muhtarlarına bilgi vermek zorundadır, muhtarlar
da durumu polise iletmek yükümlülüğü altındadırlar.

Şah rejimi, İran sınırları dışına taşan, Farisi olmayan Kürt ulusunun varlığını tanımamaktadır.
Asgari ulusal hak istekleri bile şiddetle bastırılmaktadır. Rıza Şah’ın başlattığı özümleme
siyaseti halen bütün ağırlığıyla yürürlüktedir.

Ulusal baskı siyaseti az veya çok Araplar, Beluciler ve Azeriler üstünde de uygulanmaktadır.
Farisi olmayan uluslar İran nüfusunun yarısından fazlasını oluşturmasına karşın Şah rejimi hiç
bir ulusal hakkı tanımamaktadır. Ama ulusal sorun, ulusal sorun yokmuş gibi davranarak
çözülemez.

İran’’da Çeşitli Siyasal Muhalefet Güçlerinin Kürt Sorunundaki Tutumu
İran Kürdistanı bu ülkenin en az gelişmiş bölgelerinden biri olsa da Kürdistan’ın tamamının en
gelişmiş yeridir.

Türkiye ve Irak’ta ulusal baskı altındaki en önemli grup Kürtlerdir, İran ise Kürtler ve Farisiler
yanında başka ulusların da, Beluciler, Araplar, Azerilerin yaşadığı bir ülkedir. Sayı olarak
ifade edersek, Kürtler, nüfusları yaklaşık on milyon olan Azerilerden sonra gelen ikinci en
büyük baskı altındaki gruptur. Fakat Azeri burjuvazi devlet aygıtıyla geniş oranda
bütünleşmiş olduğundan Şah rejimi için, ulusal duyguların güçlü olduğu Kürtler en tehlikeli
gruptur.

Tudeh Partisi’nin yaklaşımı: Marksist eğilimli Tudeh Partisi 1941’de kuruldu; halkın bütün
kesimlerini kapsayan bir kitle partisi olma hedefini güdüyordu fakat ulusal soruna karşı hiç bir
zaman açık bir tutumu olmadı. 1945-46’da Tudeh’in Azerbaycan ve Kürdistan’daki ulusal ve
demokratik hareketleri savunduğu doğrudur. Fakat o zamandan beri Tudeh kendisini
resmen Marksist-Leninist ilan etmesine karşın, daha tutucu olmuştur.

İran çok uluslu bir ülkedir ve burada yaşayan çeşitli halklar farklı bağlarla bağlıdır. Yüzyıllardır
bu halklar ortak bir kadere sahip olmuşlar ve zengin ve değerli bir İran kültürünün
yaratılmasına katkıda bulunmuşlardır. Bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde yan yana
sayısız fedakarlıklarda bulunmuşlardır. İran halklarının çıkarı emperyalizm ve gericiliğe karşı
savaşta birleşmiştir. Fakat ulusal baskı nedeniyle bu halklardan bazılarının sahip olmaları
gereken haklar tanınmamıştır. Ulusal baskı halklar arasında güçlü bir birlik gerçekleştirilmesi
için engel ve ülkenin siyasal, ekonomik ve kültürel ilerlemesi için set olmuştur.

Bugün İran’da tanınan kültür, egemen ulusun kültürüdür, Fars kültürüdür. Bu kültürün Kürtlere
ve öteki halklara ait olmayışı bir yana, onların ulusal kültürü ayaklar altına alınmış, tarihleri
çarpıtılmış ve kültürel kalıtımları Farisilere atfedilmiştir.

Program kendi kaderini belirleme hakkından söz etmektedir, ayrılma hakkından değil.
Program oldukça açık bir biçimde kendi kaderini belirleme hakkını sınırlamaktadır. Ulusal
egemenliğin pekiştirilmesiyle ilgili bir paragrafta, ilk görev, Tudeh’e göre ‘ülkenin toprak
bütünlüğünün savunulması ve siyasal ve ekonomik bağımsızlığının güvence altına
alınmasının sağlanması’dır.

Halkın Mücahitleri: Bu örgüt 1970’de kurulmuştur ve o zamandan beri İran’ın önemli
kentlerinde özellikle Tahran’da gerilla eylemlerinde bulunmaktadır. İslam örgütü olarak
kurulmuş fakat Müslümanlarla Marksistlerin yan yana savaştığı bir süreçten geçmiş, sonunda
Marksist ve Müslüman olmak üzere ikiye bölünmüştür.

Silahlı mücadeleyi seçen örgüt doğal olarak baskı altındaki Iran halklarına, özellikle Şah
rejimine, karşı özel ulusal ve coğrafi koşulları nedeniyle silahlı mücadele için önemli bir
potansiyel güç oluşturan Kürtlere ilgi duymaktadır. Mücahidan henüz açık ve kesin bir
program oluşturmamış olmasına karşın İran’ın baskı altındaki halklarına sıcak bakmaktadır.


İRAN KÜRDİSTAN DEMOKRATİK PARTİSİ

11 Mart 1970 Anlaşması’nı izleyen yıllarda İran KDP ilerici yönünü yitirdi ve yalnızca ulusçu
niteliğini koruyarak Barzani’nin yetkisi altına girdi. Bu dönem boyunca Parti’nin İran’daki
etkinliği ‘donduruldu’.

KDP’nin stratejisi demokratik İran çerçevesinde İran Kürdistanı’nın özerkliğini sağlamaktır.
Özerk İran Hükümeti bütün İran Kürdistanı topraklarını yönetecektir; İran Kürdistanı’nın sınırları,
bu bölgedeki halkın çoğunluğunun isteklerine göre, tarihi, coğrafi ve ekonomik etkenler
doğrultusunda belirlenecektir. İran’ı bütün olarak etkileyecek bütün dış siyaset, ulusal
savunma ve uzun dönemli ekonomik planlarla ilgili kararlar İran Hükümeti’nin yetkisinde
kalacaktır. Öteki bütün konularda özerk ulusal Kürdistan Hükümeti tam yetkili olacaktır; özerk
ulusal Kürdistan Hükümeti temsilcileri Merkezi Hükümet toplantılarına katılacaktır. Özerk
ulusal Kürdistan Hükümeti’nin resmi dili Kürtçe olacaktır. Her düzeyde öğrenim dili, bütün
yerel yönetimlerin dili gibi Kürtçe olacaktır. Farsça da özerk ulusal Kürdistan Hükümeti’nin
resmi dili olacak ve Kürtçe’yle birlikte, ilkokulların dördüncü yılından itibaren öğretilecektir.
Kürdistan’da yaşayan ulusal azınlıklar Kürt yurttaşlarla aynı haklara sahip olacaktır. Kendi
kültürel haklarını koruyacaklar ve çocukları ilkokullardan itibaren kendi dillerini öğrenecektir.
Bütün azınlıkların kendi dillerinde gazete ve kitap yayımlama hakları olacaktır. Din ve devlet
işleri ayrılacaktır. Bütün dinler için inanç özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Irk ve din
ayrımı yasadışı kabul edilecektir.

BAŞARININ ÖNKOŞULLARI

Kürtler herhalde 15 milyondan fazla nüfusa sahip olup bugüne kadar ulusal varlıklarını
ortaya koyamayan tek halktır. Zafere çok yaklaştıkları her seferinde şu veya bu nedenle
savaşım başarısızlığa uğramıştır. Bu nedenlerden bazıları halen geçerlidir: Kürtlerin denize
açılışı yoktur ve orta çağlardan beri dağlarında başka halklarla çevrili kalmışlardır. Uygarlığın
meyveleriyle ilişkileri kısıtlı kalmıştır. Kürt toplumlar komşu halklara göre hala geridir. Coğrafi
olarak İran ve Türk devletleri tarafından, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dört devlet
tarafından bölünen Kürdistan’ın bütün bölgeleri geridir. … Kürdistan’ın her parçasında
özellikle İran Kürdistanı’nda tarihsel deneyim, Kürt halkının ülkenin geri kalan kesiminden
yalıtılmış olduğunda savaşımı kazanamayacağını ortaya koymuştur. İranlı Kürtler İran siyasal
bağlamı içinde çalıştıklarına göre, savaşımları organik olarak öteki İran halklarının
savaşımlarıyla bağıntılıdır. Şah rejimi devrilmedikçe Kürtler için kendi kaderini belirleme hakkı
ve İran için demokrasi söz konusu edilemez. … Ortak düşman bu güçleri ortak cephede
birleştirmektedir.

İran KDP başlangıç noktası olarak aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:
1) Emperyalizm yanlısı diktatör rejimin devrilmesi.
2) Demokratik ve yurtsever Hükümetin kurulması.
3) Bütün İran halkları için demokratik özgürlüklerin güvence altına alınması.
4) Baskı altındaki halkların İran sınırları içinde kendi kaderlerini belirleme haklarının tanınması.
5) Bütün ulusal kurtuluş hareketlerinin ve bütün halkların kendi kaderini belirleme hakkının
desteklenmesi.
6) Karşılıklı saygı, ulusal egemenliğin tanınması, iç işlere karışmama ilkeleri temelinde bütün
sosyalist ve anti-emperyalist devletlerle yakın ve dostça ilişkilerin kurulabileceği demokratik
ve yurtsever bir Hükümetin yaratılması.

Bütün demokratlar, insanlık haklarını savunan herkes bizim dostumuzdur. Ulusal kurtuluş
hareketlerinin, Üçüncü Dünya’nın kurtuluş ülkelerinin, sosyalist ülkelerin ve dünya
kamuoyunun görevi Kürt halkın kendi kaderini belirleme hakkını desteklemektir.

MAHABAD KÜRT CUMHURİYETİ
Archie Roosevelt Jr..

Archie Roosevelt, Jr. Mart 1946’dan Şubat 1947’ye kadar Tahran’da ABD askeri ataşesi olarak
çalışmıştır. Bu dönemde Kürtlerin durumuyla ilgili özel bir araştırma yaptı ve Kürt Cumhuriyeti’nin kısa
yaşamı sırasında Mahabad’a giden dört Amerikalıdan biriydi. … Roosevelt’in yazısı ilk kez The Middle
East Journal, cilt 1, no 3, Temmuz 1947’de yayımlanmıştır.

Bağımsız Kürdistan, İran’da Aralık 1945’den Aralık 1946’ya kadar küçük ölçekte
gerçekleşti. … Eylül 1941’de İngiltere ve Sovyet kuvvetleri İran’ı işgal ederek Rıza Şah
Pehlevi’nin bin bir güçlükle kurduğu yapıyı alaşağı etti. Askerleri kaçarken, silahlarını, Şah’ın
tüm çabalarına karşın eritemediği kendi yaşam biçimlerini sürdüren, kendi örgüt ve
törelerine sahip, İran’ın ıssız dağlarında dolaşan aşiretlere sattılar veya teslim ettiler. İran in
çökmesinden yarar görenler arasında Irak-Türkiye sınırındaki dağlar boyunca … uzanan Kürt
aşiretleri de vardı.

İngiliz ve Sovyet kuvvetleri arasındaki bu büyük alanda, kaçan İranlıların bıraktığı boşlukla,
Kürtler özerkliklerini tekrar ele geçirebildiler.

Komala’’nın Oluşumu
Bağlaşıklarca kendi başına bırakılan bu Mahabad şehrinde son Kürt ulusçuluk hareketi
doğdu. 16 Ağustos 1943’de çoğunluğu şehrin küçük tüccarları ve küçük memurları olan bir
düzine genç ‘Kürt Gençlik Komitesi’ni kurdular. Gizlilik amacıyla bu yeni partinin üyeleri
100’ün altında tutulmuştu ve hücreler biçiminde örgütlenmişti. Haftada iki kez yapılan
toplantılar asla üst üste aynı evde yapılmıyordu. Komala’nın yapısı tamamıyla ulusçuydu ye
ailesinin iki yanıyla Kürt olanlara açıktı; bunun tek istisnası Süryani annesi olanlardı.

Komala yalnız İran’da değil fakat öteki ülkelerde de hızla büyüdü Kürtler yeni grupta daha
önceki geleneksel Kürt ulusçu partilerinde görmedikleri bir canlılık görmüşlerdi. Komala
örgütleri Irak’ta Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye, Rewanduz ve Şeqlawa’da, kuruldu, hatta
Kürt ulusçuluğunun ölümle cezalandırıldığı Türkiye’de bile şube açıldı. Mahabad
çevresindeki aşiret reisleri yardım öneren heyetler gönderdiler. Heyetlere o zaman için
gereksinim olmadığı fakat gelecekte çağrılabilecekleri söylendi.

Bölgeyle öncelikle ilgilenen iki büyük gücün sonunda Komala’dan haberdar olması
kaçınılmazdı. Kerkük petrol yatakları Kürt bölgesinde bulunan İngilizler gelişmeleri yakından
izlediler. Musul’daki siyasal danışmanları zaman zaman Mahabad’a kadar gelirken,
görevlileri Rewanduz, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye’de çalışıyorlardı. Fakat İngilizler Arapları
kızdırmadan Kürt emellerini cesaretlendiremeyecekleri için Kürt ulusçuların önerilerine karşı
sağır kaldılar.

Sovyetlerin Sızması
Sovyetler için durum başkaydı. Başlangıçta Kürtler arasında etkin biçimde çalışmak için
hazırlıksız oldukları açıktı. … Sonunda Sovyetler durumun yarattığı potansiyeli kavramışlardı.
1944 yılında Azerbaycan ve Kürdistan, çoğunluğu Sovyet Azerbaycan’ından Müslümanlar
olmak üzere, Sovyet siyasal uzmanları ve ajanlarıyla doldu.

Mahabad’daki Sovyet etkinliği ‘Abdullahov’ ve ‘Hacıov’ olarak bilinen iki ajanın, görünürde
Kızıl Ordu için at satın almak üzere göründüğü tarihe kadar gider. Görünüşe göre şans eseri
Kürt ulusçularıyla ilişkiye geçtiler.

Sovyet yetkililerle ilişkiler geliştirildi ve Komala önderlerinden Rusça bilen biri, partinin ilişki
sorumlusu oldu. Bundan sonra parti programının Üç Büyüklere tarafsız biçimde başvurmasını
içermesine karşın Komala kaçınılmaz olarak Sovyet etkisine girdi.

Başlangıçtan beri aşiret reisleri, aşiretleri dolaşan Sovyet siyaset görevlilerinin kendilerine
sunduğu destek sözlerini imzalamalarına karşın, komünizm korkusuyla yeni partiden
sakınıyorlardı. Aşiretlerin tutumu Kadı Muhammed’in konumunu sarsabilirdi fakat Irak’tan
rastlantı olarak büyük bir güç geldi, Molla Mustafa ve Barzaniler…

Barzaniler Osmanlı zamanında bile bütün Kürt aşiretler içinde en çok sorun çıkaranlar
olmuşlardı. 1920’lerde Barzaniler ve komşu aşiretler tarafından tanrı olarak görülen Barzanlı
Şeyh Ahmet İngilizlere karşı sık sık ayaklanmış, bir kaç defa onları RAF’u çağırmaya zorlamıştı.
Sonunda Şeyh Ahmet, küçük kardeşi Molla Mustafa ve önde gelen izleyicileri önce Güney
Irak’a, sonra Süleymaniye’ye sürüldüler. Kardeşinden önderliği alan Molla Mustafa 11
Haziran 1942’de Barzan’a kaçtı.

Kürt Halk Hükümeti
Kasım’da ve Aralık başlarında Sovyet ajanları aşiretleri dolaşarak yaklaşan bağımsızlık
savaşına hazırlanmalarını ve reislerin Mahabad’da toplanmasını söylediler. … Bu arada İran
Hükümeti’nin durumu Azerbaycan’ın öteki bölgelerinde hızla kötüye gidiyordu. Çoğunluğu
Sovyet Azerbaycan’ından veya Kafkaslardan, silahlı ‘Demokratlar’ İran asker ve
jandarmalarına saldırıyorlardı; İranlılar garnizonlarından çıkmaya cesaret edemiyorlardı.
Bütün eyalet açıkça ‘isyan’ etmişti ve Kızıl Ordu Merkezi Hükümet’in sıkışan garnizonlarına
yardımcı kuvvetler yollamasını engelliyordu. 10 Aralık’ta Demokratlar Tebriz garnizonuna
saldırdılar ve teslim aldılar. Bütün Doğu Azerbaycan yeni kurulan ‘Azerbaycan Halk
Hükümeti’nin eline geçmişti.

Tebriz’in düşüşü Kadı Muhammed’in kendi bölgesinde bağımsızlık ilan etmesi için işaretti,
gerçekte ise fiilen bağımsızdı. 15 Aralık’ta Mahabad’da aşiret reisleri, yeni Kürt Demokrat
Partisi’nin önderleri, Molla Mustafa ve bir cip içinde makineli tüfeklerle silahlı üç Sovyet
subayının katıldığı törende Kürt Halk Cumhuriyeti ilan edildi ve Kürt bayrağı çekildi. On üç
üyeli ulusal meclis kuruldu ve 22 Ocak 1946’da Kadı Muhammed yeni cumhuriyetin başkanı
seçildi.

Azerbaycanlı Demokratlar bundan sonra ‘Tahran’da İran başbakanı Ahmet Kavam’la
görüşmelere oturdular. Buna göre Kürt bölgeleri dahil bütün Azerbaycan, Demokrat
önderler Demokrat Hükümet’te zaten ellerinde bulundurdukları görevlere, eşdeğer
görevlere ‘atanırken’ ismen İran’ın parçası olarak kalacaktı. Kürtler anlaşmaya tepki
gösterdiler.

Azerbaycanlı Demokratlar ellerine geçirdikleri konumu yasallaştırırken Kedi Muhammed’in
Hükümetinin hiç bir yasal temeli kalmamıştı. Kürtler İran devleti içinde azınlık olma
durumunda Azeri Türk devleti içinde azınlık olma durumuna düşmüşlerdi.

Sonunda durumu kabul etmediğini Başbakan Kavam’a bildirmek için Tahran’a Kedi
Muhammed’in kendisi gitti. Azerbaycan’ın Kürt bölgeleriyle halen büyük bölümü İran
yönetiminde kalan, Rus sınırından Kirmanşah ve Sanandadj’a kadar uzanan yeni Kürt
eyaletinin valisi olmayı önerdi. Bu yeni eyalet bir dereceye kadar özerkliğe sahip olacak,
eyalet görevlileri ve ordu bütünüyle yerli nüfustan oluşacaktı. Hilekar İran başbakanı,
Azerbaycan’ın Demokrat Valisi Dr. Cavit’in rızasını alması koşuluyla Kadı’nın önerisini kabul
etti. Dr. Cavit planı kızgınlıkla reddetti ve Kürtlerle Azeri Demokratlar arasındaki sürtüşme
devam etti.

Kadı Muhammed’’in Karakteri ve Kürt Cumhuriyeti
Yasal bir temeli olmamasına karşın Kadı Muhammed’in hükümeti varlığını eskisi gibi
sürdürüyordu, yalnız vezir (bakan) unvanı reis yapılmıştı. Kendisi yalnızca parti başkanıydı.
Köyler eski toprak ağaları ve aşiret önderlerince yönetiliyordu, Kürt elbisesi giyen ve köyden
toplanan jandarma vardı fakat kumandanlar Mahabad’dan gelen Sovyet üniformalı
subaylardı.

Cumhuriyet’in kısa yaşamı sırasında bu çabalar, Mahabad’ı yirmi beş yıldır Kürtçe’nin
serbestçe yazıldığı ve öğretildiği Kürt kültürünün öteki iki merkezi düzeyine çıkarmaya
yetmediyse de, şimdi Mahabad bütün Kürtlerin gözlerini diktiği siyasal bir odak olmuştu.
Beyrut, İstanbul ve Bağdat’taki Kürt aydınlar, Batı Asya’nın vahşi dağlarındakiler, herkes kadı
Muhammed’in başarılı olup olamayacağını gözlüyorlardı.

Sovyet Karşıtı Duygular
Eski ulusçu partiler, Irak’ta Hewa ve Suriye’de Xoybun, Sovyet bağlantıları nedeniyle Kadı
Muhammed’e sıcak bakmıyorlardı. Kürtler arasında çeşitli nedenlerden dolayı Sovyet
korkusu hatta nefreti güçlüdür. Öncelikle Kürtler çok dindardır ve Sovyetlerin dine karşı
tutumundan güvensizlik hissetmektedirler. Birçoğu Sovyetler Birliği’nden kaçanlarla ve Kızıl
Ordu’daki Müslümanlarla konuşmuştur ve bunlar içinde Sovyet yönetimindeki doğu
halklarının durumu hakkında pembe tablo çizen yoktur. Rusların Çarlık zamanından beri
Kürtlerin geleneksel düşmanı olduğunu da unutmamalıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus
ordusu Kürdistan’ın büyük bölümüne girmiştir ve arkasında izleri halen birçok Kürt vadi ve
köyünde görülebilen harabeler ve kıyımlar bırakmıştır. Mahabad’ın kendisinde bile Rus
birliklerine bir kaç gün boyunca sokakta görülen herkesin vurulması emri verilmiş, kasaba
yağmalanmış ve yakılmıştır. Kürtlerin doğulu güçlü belleklerinden bunlar silinmemiştir.

Sovyetler bu reddedici tutumu değiştirmek için çok çalıştılar. Sovyetler Birliği’nde ‘Kürt
özerkliği’ gibi düzmeceye giriştiler. … Ne kadar başarılı olduklarını değerlendirmek güçtür
fakat kuşkusuz nüfusun geniş kesimi, toprak ağaları, tüccarlar, dini önderler onlara
güvenmiyorlardı ve Sovyetlerle reddedilmez bağlantıları bulunan Kadı Muhammed’e de
aynı güvensizliği yansıtıyorlardı. Hükümet binasının duvarları Sovyet propaganda
posterleriyle kaplanmıştı gazete ve dergilerinde sözcüğü sözcüğüne Sovyet malzemesinden
Kürtçe’ye çevrilmiş yazılar büyük yer tutuyordu, şairleri Stalin ve Kızıl Ordu’ya övgüler
yazıyordu.

Doğu Azerbaycan’da terörizm egemenlik kurmuşken Kürdistan’da bilinen siyasal hükümlü
yoktu, siyasal idam denilebilecek bir-iki olay olmuş, rejimle uyuşmayan bir kaç Kürt Tahran’a
kaçmıştı. Mahabad sokaklarında Ankara veya Londra radyoları dinlenebiliyordu, oysa
Tebriz’de bunları dinlemenin cezası ölümdü. Bu özgürlüğün nedeni ister Kadı ve hükümetinin
ılımlılığı ve liberalizminden, ister kendi adamlarına karşı şiddet uygulanmasını hoş
görmeyecek aşiretlerin varlığından kaynaklansın, sonuçta rejim, merkezi İran Hükümeti’nin
değişmez niteliği olarak kabul edilen zorbalık ve baskıdan kurtulan Mahabad halkı
tarafından seviliyordu.

Aşiretlerin Muhalefeti
Aşiretlerin Sovyet desteğindeki hükümete karşı tarihsel, toplumsal ve dinsel karşı çıkma
nedenleri yanında çok güçlü ekonomik nedenler de vardı. Kürt aşiretleri geniş oranda tütün
üretimiyle geçiniyorlardı ve
İran’ın öteki bölümündeki pazarlarını yitirdiklerinde çok zor durumda kalmışlardı. Bazı
bölgelerde yiyecek, konuk edilme sınırını çoktan aşan Barzanilerle paylaşılmak zorunda da
kalınırken iyice kıtlaşmıştı.

Kadı Muhammed, Tahran Hükümeti’nin gittikçe artan baskısı karşısında kendisini nerdeyse
yalnız buldu. Sovyetlerin yardım ve malzeme sözlerine karşın, 1946 sonbaharında Kadı
Muhammed’in hala ağır silahları ve eğitilmiş adamları yoktu, ordusu olduğu söylenemezdi.
İran hazırlıkları gözle görülür duruma geldiğinde Kadı Muhammed aşiretlere kendinden
geçmiş gibi çağrılar göndererek, son umut olarak Sovyetlerin Kürtleri desteklemeye söz
verdiklerini söyledi ve aşiretlerden İran ordusuyla savaşmak için cepheye gelmelerini istedi.
Aşiretler isteğini reddettiler.

İran Yönetiminin Yeniden Kurulması
Tahran Hükümeti, Azerbaycan eyaletinde bulunmayan Zencan bölgesinin teslimini
Demokratlardan istiyordu. İranlıların kuvvet kullanarak isteklerini yerine getirecekleri
görülünce Demokratlar bölgenin boşaltılmasını kabul ettiler. Kasım sonunda bölge
tamamıyla İran ordusunun eline geçmişti. 10 Aralık’ta … İranlılar … Demokrat mevzilerine
saldırdılar. Yirmi dört saat içinde direniş kırıldı. Demokrat önderler, Tebriz’i ele geçirmelerinin
yıldönümünde Sovyetler Birliği’ne kaçmaya başladılar.

Aşiretler sonuçta çatışmaya girmeden beklediler ve 15 Aralık 1946’da, Barzaniler Nexede’e
çekildikten sonra, İran ordusu Mahabad’a girdi, bir yıllık Kürt Cumhuriyeti’nin sonu geldi.

Kadı Muhammed, Seif Kadı ve Sadr Kadı ölüme mahkum edildiler. 31 Mart 1947 şafağında
Mahabad meydanında asıldılar. www.altinicizdiklerim.com 14

İran ordusu Kadı Muhammed rejiminin bütün izlerini yok edecek bir program izledi. Kürtçe
matbaa kapatıldı, Kürtçe’nin öğretilmesi yasaklandı, Kürtçe bütün kitaplar halkın gözü
önünde yakıldı. Ordu aşiretlere iş yaptığını göstermek için … on bir küçük aşiret reisini idam
etti.

Özet Olarak
Son Kürt devleti kurma girişimi İran’ın Mahabad’ı işgaliyle son buldu. Daha önceki girişimler
gibi öncelikle Kürt aşiretler arasındaki uyumsuzluk başarısızlığın nedeni oldu. Kürt ulusçuluk
hareketinin açmazlarından biri, yalnız önderlerin değil bütün kadronun eğitim görmüş
şehirlilerden gelmesi gerekirken, askeri gücün daima aşiretlerden ve aşiret reislerinden
gelmesi ve bunların daha hükümet otoritesi kurulurken kazanç elde etme ve yağma dışında
bir şey düşünmeyen, eğitim görmemiş kesim olmasıdır.


SONSÖZ,, 1979
Gerard Chaliand

Şah’ın 10-11 Şubat 1979’da devrilmesiyle Kürtler tamamıyla yeni bir durumla karşı karşıya
geldiler. Kürtler Şah’ı çökerten gösterilere etkin biçimde katıldılar. … Bu gösterilerde Şii din
adamları değil (Kürtler Sünni’dir), bu kitabın yazarlarından birinin, Dr. A. Qasımlo’nun
önderlik ettiği KDIP (İran Kürt Demokratik Partisi) başı çekti. KDIP programı demokratik, laik
olacağı umulan, federal bir İran çerçevesi içinde özerk İran Kürdistanı’nı temel almaktadır.

Monarşinin devrilmesinin yarattığı boşluk Kürtlerce çok hızlı dolduruldu. Yerel işleri yönetmek
için devrim konseyleri kuruldu, halk milisleri kurularak ele geçirilen cephaneliklerden
silahlandırıldı. Kültürel yaşam canlandı, otuz yıldır yasaklanmış olan Kürtçe yayımlar
görünmeye başladı.

3 Mart’ta, yer altına geçişinden 32 yıl sonra KDIP Mahabad’da toplandı, yasallığını ilan etti
ve yeni İran yöneticilerinin İran Kürdistanı’nda ilan edilen fiili özerkliği tanımaları için çalıştı.

KDIP gerçekte hükümet içinde hükümet oluşturmuştu ve hiç bir devlet bunu isteyerek kabul
etmezdi. Uzun dönemde güç mücadelesinin kaçınılmaz olacağı açıktı.

1980 başlarında İran’da olayların ne yönde gelişeceğini söylemek zordur. Rejimin Amerikan
elçiliğinden rehineler alarak ve ABD’ni küçük düşürerek geçen yaz zayıflamaya başlayan
birliği halk arasında yeniden kurmayı başardığı doğrudur. Fakat ne popülizm ne de
Ayetullah’ın vaaz ettiği Şii inancı çağdaş İran için yeterli bir program oluşturmakta gibi
görünmemektedir.

Şah rejimi bir çok nedenle fakat en önemlisi 1975-1978 arasında çeşitli toplumsal tabakalar
arasındaki aşırı dengesiz ekonomik büyüme nedeniyle çökmüştür.

1974 petrol geliri artışıyla sağlanan mali likidite ışığında İran’ın Beşinci Ekonomik Plan’ı
gözden geçirilmiş, beklenen yıllık büyüme oram % 11.4’den % 25.9’a çıkartılmıştı. Şah on iki
yılda ‘Büyük Uygarlığın’ İran’ı dünyanın beşinci sanayi ve askeri gücü yapacağı sözünü
veriyordu. Fakat aşırı hızlandırılmış büyümenin sonuçları yıkıcı oldu. Şah İran’ın mali
kaynaklarını ve artık değeri emecek teknik ve kültürel kapasitesini olduğundan büyük
sanmıştı. Daha 1975’den başlayarak başlangıçtaki büyüme % 35 enflasyonla aşağı çekildi.
İthalattaki % 40 artış altyapı çalışmalarında özellikle limanlarda darboğazlar yarattı. On
binlerce Amerikalı teknisyenin varlığına karşın, yetenekli kadro darlığı büyüktü. Aşırı
merkeziyetçilik bütün dengesizlikleri artırdı. Askeri harcamalar ifrat derecedeydi. Büyük
şehirlerde arsa fiyatları üç yılda on katına çıktı. Bunalım özellikle kırsal kesimde ağırdı ve kırsal
kesimden hızlı bir göçe neden oldu, oysa kentlerde kitlelerin yaşam düzeyi de hızla düşmeye
başlamıştı. Modernleştirmenin etkisi istikrarsızlığı artırdı ve işsiz kitleleri marjinalleştirdi. Bu tür
vahşice modernleştirmenin yardımcı olamayıp ancak derinleştirdiği kimlik sorunuyla
birlikte bu süreç İran Devrimi’nin nedeni oldu. Hem ideoloji hem kimlik olarak işlev gören din,
kendilerini dışlayan sürece karşı çıkan kitleleri harekete geçirdi.

Ayetullah’a kentli kitleler tarafından verilen destek, köylülüğün ve güçlü ve kabarık orta
sınıfların varlığını unutturmamalı. Ekonomik durum kötüden daha kötüye gitmiştir ve mevcut
koşullarda ancak daha da bozulabilir. Ama bu bozulma hep devam edemez. Çalışan
nüfusun % 20 kadarı işsizdir ve 1980’de % 25’in üstüne çıkabilecektir.

İran bölgede yalıtılmış durumdadır. Çoğunluğu Sünni ve Arap olan bölge ülkelerinin hepsi
düşmandır. 1975’e kadar Irak, Arapların yaşadığı önemli petrol bölgesi İran Kuzistanı’nda
hak iddia etmekteydi. Şimdi Irak bölgedeki en güçlü devlet olma arzusundadır ve İran’daki
gelişmeleri yakından izlemektedir, özellikle Irak’ın çoğunluğu Şii fakat önderlik Sünni
olduğundan çok dikkatlidir.

Her türden sorunun üst üste gelmesi yakında İran’daki halk hareketinin belini kırabilir. O
zaman düzen ister istemez rejimin birinci hedefi durumuna gelecektir. Muhtemeldir ki
ordunun bir kanadı durum hakkında karar almaktadır. Özellikle rejimin azınlıklar sorununu
çözmekteki başarısızlığı nedeniyle yıkılması beklenebilir. Rejim ne olursa olsun, İran’daki
ulusal azınlıkların sorunlarını çözmekte en iyi sonuç olabilecek federal devlet bir yana, güç
kullanımından nasıl kaçınılabileceğini görebilmek zordur. Sonuç olarak Kürdistan’daki fiili
özerkliği yıkmak için girişimde bulunulacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürdistan sınırında çok merkezli iki hançer kasaba: Til Hamis ve Til Brak

Tarihi Kürdistan Kavşağında Kürt çapsızlığı

BAAS’ın gerçekte yaptıkları; Operasyonel “Türk gazeteci” timlerinin yansıttıkları