Taraf yazarı Ceyda Karan'ın Rojava konulu yazısı

Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki durumdan ötürü diken üstünde. Başbakan Tayyip Erdoğan, ‘sabrın taştığından’ söz ediyor. Sebep, radikal İslamcılarla PYD’nin başını çektiği Kürt güçleri arasında şu sıralar Tel Abyad’ı (Kürtçesi-Gıre Spi/Beyaz Tepe) merkezine alan sıcak çatışmalar...

Şam’da Esad’ın devrilerek Sünnilerin belirleyiciliğinde bir iktidar görme arzusu 2.5 yıldır gerçekleşmedi. Tersine Suriye’nin parçalanma alametleri belirdi. Ve Ankara, kuzeyde ‘başına buyruk’ Kürt oluşumu istemiyor. Üstelik ‘çözüm sürecine’ rağmen. İnsan ister istemez bunda ‘Arap’ ve ‘Sünnicilik’ motivasyonu mu rol oynuyor diye düşünüyor. Elbette realpolitik resim, bölgenin yerli ahalisi Kürtlerin dışlanamayacağına işaret. Bu yüzden Ankara, Suriyeli Kürtleri şimdilik kaydıyla ‘ikaz ediyor’.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Polonya’yı ziyaretinde Kürtlerin haklarına karşı çıkmadıklarını söyledi. Şerhi, “Suriye seçilmiş parlamentosu oluşana ve siyasal sistemi nihai şekline kavuşana kadar herhangi bir de facto bölge oluşmasını kabul etmeyiz” diye düştü. Dün ise Suriye’de ‘tek taraflı adımların’ daha fazla kan akmasına ve ‘iki taraflı’ olan çatışmayı ‘çok taraflı oyuncuların’ bulunduğu bir savaşa çevirebileceği ikazında bulundu.

İkaz doğru da akla ‘geçti borun pazarı...’ deyimi geliyor. Zira sahadaki durum işin çoktan ‘çok taraflı’ olduğuna işaret. Radikal İslamcılar sadece rejimle çatışmıyor. Kürtlerle işi ‘kan davasına’ dönüştürüyor. Hani Suriye’de ‘ikinci bir cephe açıldı’ desek yeridir. Üstelik lojistik desteğinin alenen Türkiye’den verildiği bir cephe...

Geçen yıl Irak Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani devreye girmiş ve kısmi ateşkes sağlanmıştı. Gerçi pek az ‘dikiş tuttu’. Ama bu ateşkes ‘laik’ diye sunulan Hür Suriye Ordusu’yla (HSO) yapılmıştı. Şimdi ise Kürtlerin karşısında El Kaide ile bağlantılı güçler var. Bunlar ele geçirdikleri yerlerde dayattıkları şeriat ve son olarak iki Kürt genci kaçırıp kafalarını keserek yaptığı insanlık dışı eylemleri bardağı taşırıyor.

Peki kim bunlar? Neden Tel Abyad bu denli önemli?

Nusra Cephesi’nin kuruluşu Ocak 2012. Önceleri ‘Suriyeli cihatçılar’ kimliği öne çıkarıldı. Bir ara rejimin istihbarat servislerinin Nusra’da parmağı olduğu öne sürüldü. Ama elle tutulur kanıt gösterilmedi. Üstelik Nusra 1.5 yıl içinde bir ‘uluslar arası cihat grubuna’ dönüştü. İçinde Çeçen, Tunuslu, Suud hatta Türkler yer alıyor.

Nusra’ya yardıma koşan unsur ise Irak’tan. Irak İslam Devleti (Devlet-ül İslam-ISI) kendisini Suriye’yi içerecek şekilde ‘yeniden tanımladı’ ve karşımıza Irak ve Şam (Levant) İslam Devleti (ISIS) çıkıverdi. İki grubun ilkbaharda birleştiği öne sürülmüştü. Ama örgütsel ve ideolojik farklar geçit vermedi. Nihayetinde iki grup da El Kaide lideri Ayman el Zevahiri’ye biat beyan eden açıklamalar yaptılar.

Nusra ve ISIS Tel Abyad’da Kürtlerle savaşıyor. Bir komutanını geçenlerde bu Kaidecilerin öldürdüğü HSO ise sessiz. Kürt kaynakların iddiası HSO’luların da radikal İslamcılarla birlik olduğu.

Çatışmanın Kürt tarafı ise PYD’den ibaret değil. İroniktir HSO şemsiyesi altında Esad rejimine karşı savaşan dindar Kürtler yani El Ekrad grubu da PYD ile hareket ediyor. Bu radikal İslamcı saflarında Kürtlerin bulunmadığı anlamına gelmiyor.

25 bin nüfuslu Tel Abyad’a gelince... Ceylanpınar’ın karşısındaki Resulayn’da PYD kontrolü ele alınca Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad Kaideciler için çok mühim hale geldi. Halep ve Hums’ta savaşabilmek için lojistik açıdan burası mühim. Tel Abyad giderse Karkamış’taki küçük sınır kapısı kalacak. Üstelik diğer yerleşimlerin aksine Tel Abyad’ın nüfusunun çoğunluğu Araplaştırma yüzünden Kürtlerden oluşmuyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAAS’ın gerçekte yaptıkları; Operasyonel “Türk gazeteci” timlerinin yansıttıkları

Kürdistan sınırında çok merkezli iki hançer kasaba: Til Hamis ve Til Brak

Derik'ten Kürdistan'a bakan en güze yüz