Rojava'da Anayurt savunmasına 'insani yardım' hançeri...-Amed Dicle

Osman Çağlayan, Muş Korkut ilçesi Yedipınar köyünden. 1989 doğumlu. Babası Sami Çağlayan, oğlunun bir süre önce 'İstanbul'a çalışmak üzere gittiği ve Ocak'tan itibaren kendisinden haber alamadıklarını' söylüyor.
Ailesinin aldığı bilgilere göre Osman, İstanbul Esenler ve Bağcılar ilçelerinde Hira-Der adlı derneğe takılıyor. Sonra aynı köyden 18 yaşındaki Turgut Gökaslan ve 20 yaşındaki Vahit Akdeniz ile bu dernek üzeri Rojava'ya gönderiliyorlar. Bu gençler Rojava'ya gittiklerinde Kürtlere karşı savaştırılıyorlar.
Geçtiğimiz günlerde 'Suriye'de şehid olan Türkiyeli mücahitler' ismiyle dolaşıma giren bir videoda Osman'ın 15 Haziran'da öldürüldüğü anlatılıyor. Fotoğrafları da paylaşılıyor. Diğer gençlerden daha haber yok. Baba Sami Çağlayan, 'oğlunun din adı altında kandırıldığını, Rojava halkından özür dilediğini belirtiyor' ancak daha Osman'ın cenazesinin nerede olduğundan haberi yok. 
Aynı videoda Antepli Ömer Faruk Yavuzer, ve soyadı öğrenilemeyen Hikmet, Amedli Cemal Begtaş, Mahmut Akyıldırım, Muhammed Huseyin, Adıyamanlı Ahmed Alaca ve Abdulkadir isimli gençler de 'şehid olarak' ilan ediliyor.
Bu isimler Kürt olmasına rağmen Rojava’da anayurt savunması yapan YPG’ye karşı savaştırılıyorlar.
***
Vedat Dinç Dicleli,  Selim Kaya ise Liceli....
İkisi de geçtiğimiz günlerde Efrin'ın Cindires ilçesinden Azaz'a geçmek üzereyken asayiş güçleri tarafından gözaltına alınıyorlar.
İkisinin hikâyesi farklı. Vedat Dinç, bir kaç yıldır Rojava'ya gidip geldikten sonra Haseke'de evleniyor. Suriye'de savaş başlayınca memleketine geri dönüyor. Bir süre sonra İHH adlı kuruluş adına bazı kişiler kendisine 'yardım gönüllüsü' olması için teklifte bulunuyor. Vedat kabul ediyor ve bu şekilde bir çok defa Bal El Hawa yani Cilvegözü sınır kapısından tırlarla Suriye'ye geçiyor.
Kendisinden dinleyelim;
"O sırada burada bazı mücahitlerle tanıştım. Burada tanıştıklarımdan bazılarıyla İstanbul'da da görüştüm. Bana Suriye'de Esad'a karşı yürütülen bir savaş var dediler. Rejime karşı savaşmanın İslam yolu olduğunu söylediler. Birkaç kere İHH'nın yardım tırlarıyla gelip gittim. Ben sadece tırların içinde gıda maddelerinin olduğunu sanıyordum. Oysa meğer bu tırlara yapılmış gizli bölmelerde silah cephane de gönderiliyor. Tabii birkaç kere gelip döndükten sonra bunu gördüm. Bu tırlar resmi yollardan gelip gidiyorlar. Gerek kapılardan gerek kapı dışındaki yerlerden çok rahat bir biçimde ellerini kollarını sallayarak girip çıkıyorlar. Askerler görüyordu ama herhangi bir müdahalede de bulunmuyorlardı."
Türkiye'de İHH ve Hüda Par gibi çevreler tarafından örgütlendirilip Suriye ve Rojava'ya gönderilen yüzlerce kişi olduğunu belirten Dinç, Kürtlere yönelik son saldırılar başladıktan sonra onlarca kişinin Amed'e geri döndüğünü de ekliyor.
***
Bu çalışmaların AKP hükümetinin Rojava ve Suriye politikası çerçevesinde yapıldığını söylemeye bile gerek yok. AKP hükümetinin İŞİD-El Nusra ve Ahrar Uş Şam üzerinden Rojava’da bir tür vekalet savaşı yürüttüğü kesin. Bu, bir sır da değil artık. (Ramazan ayında Antep’te Bülbülzede derneğinin organize ettiği toplantıya İŞİD dahil 70 silahlı örgütün komutanı katılmıştı- Türk hükümetinin sınırlarda bu teröristlerin geçişleri için ne tip kriterler belirlediğini doğrusu merak etmiyor değilim.) Serekaniyê'ye yönelik saldırı yapan Nusra üyelerinin Ceylanpınar'daki Türk karakolunun bahçesinden nasıl geçtiklerinin videosu da yayınlanmıştı.
26 Temmuz'da Antep'te El Kaide grupları dahil,  ÖSO'nun Rojava'ya yönelik saldırılar için AKP hükümetinin sınır geliş-geçiş kurallarının gereği hiçbir işlem yapmadığı o malum toplantı organizasyonu yukarıdaki itirafları doğrular oysa… Ardından resmi konvoyla sınıra kadar gönderilen bu grupların Tel Eran katliamını yaptığını da biliyoruz. Serêkaniyê, Tel Koçer ve Kobane'de kırılan bu gruplar kendi aralarında çatışmaya başladılar ve Antep anlaşması da bu şekilde çöktü. 
AKP'nin bu politikasına karşılık El Kaide ve bağlı örgütler Türkiye'de 'eylem yapmama' kararı almış bulunuyorlar. Örgütün sitelerinde bu haber ve yazılar açık açık yazılıyor. 9 Şubat 2013'teki Şumul'ul İslam Forumunda ( bu forumda örgütün eylem stratejisi belirleniyor) Türkiye'de eylem yapmama kararı aldığı da biliniyor. Aynı forumda alınan kararlarda, El Kaide, AKP'yi 'Türkiye'deki Kardeş Hükümet ve Suriye'de ortak menfaat sahibi' olarak tanımlıyor.
El Kaide'ci olarak bilinen Abdulkadir Şen'ın 18 Eylül'deki yazısında bu gerçeği teyit ediyor. http://www.incanews.com/orta-dogu/3657/iran-ve-esedin-intikam-plani-son-anda-bozuldu
Bu alışveriş değişik biçim ve zeminlerde devam etti, devam ediyor. El Kaide, Kürtlere karşı savaştırmak üzere 2012'de Rojava'nın Efrin bölgesi ve Halep'ta Cephetül İslami Kurdi ismiyle Kürdlerden oluşan bir örgüt kurdu. Geçtiğimiz aylarda TimeTürk isimli internet sitesinin kurucularından Adıyamanlı Nevzat Çiçek Halep'e götürülerek bu örgütün başındaki Ebu Abdullah ismindeki kişiyle söyleşi yaptı.
Ebu Abdullah geçtiğimiz Ağustos ayında bu defa Tel Ebyad'ın Türkiye sınırının sıfır noktasındaki Süsık köyünde karşımıza çıkıyor. http://www.youtube.com/watch?v=C6T6gVgTdrM&feature=youtu.be
İnternette dolaşan görüntüde Ebu Abdullah ve bir kaç kişi yüksek bir yerde ortalığı gelişi güzel tarıyorlar. 2 dakikalık görüntünün son bölümünde düzgün Türkçesiyle onlara komut veren bir ses duyuluyor. Olmadığı olayın geçtiği Süsik köyünde ve civarında tek bir Esat askeri yok. Sözü edilen grup aynı tarihte bir kaç sivili katletti. Zaten uzaktan gelen bir aracı taradıkları görülüyor.
İHH sadece bu durumla karşımıza çıkmıyor. Ağustos başında İstanbul üzeri Suriye'ye El Kaide militanlarını gönderdiklerini biliyoruz.http://www.firatnews.com/news/guncel/ihh-nin-aracilik-ettigi-yardim-konvoyunda-ne-var.htm İHH yetkililerinin sağlıkçı olarak tanıttığı kişilerin bazıları İngiltere'de çeşitli adli suçlardan ceza aldıkları ortaya çıktı. İnsani yardım gönüllüleri nasıl olmuşsa Londra'dan Araba çalmışlar, gasp işlerine karışmışlar. Bir tanesi Madrid metrosuna yönelik bombalı saldırıdan dolayı soruşturmaya alınmış. Olay İngiliz medyasında geniş bir şekilde yer almış. İHH'nin bu 'gönüllüleri' Suriye sınırına kadar gittiler ancak daha sonra kendilerinden haber alınamadı. Aynı kafilede yer alan ve belki de iyi niyetiyle giden 'yardımseverler' geri döndüler. Ancak 200 kişilik kafilede yer alan 30 dolayındaki kişi bir daha İngiltere'ye geri dönmedi.
İHH adlı kuruluşun suçlarını araştırmak ayrı bir çalışma konusu ve önemli oranda savcıların işi. Ancak bu kuruluşun yukarda yazdığımız bir kaç örnekte de görüldüğü gibi El Kaideye ve özellikle onun denetimindeki Ahrar uş Şam adlı gruba eleman, lojistik, tıbbi malzemeler gönderdiği çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. İnsani yardım örgütlerinin amacı bu olmasa gerek!
Bu kurum sadece Rojava ve Suriye'de işlenen savaş suçlarını desteklemiyor, dünyanın birçok bölgesinden doğrudan “taraf örgüt” pozisyonu almıştır.. Mazisinde benzer birçok olay var. 'Kendisini insani yardım kuruluşu' olarak tanımlıyor ancak ideolojik yakınlık söz konusu olunca insanlık suçlarının apolojisini yapıyor. Bunu Sudan'da da yaptı. Darfur'da soykırım yapan Ömer El Beşiri'nin uluslararası ceza mahkemesi tarafından mahkum edilmesine İHH sert bir tepki gösterdi. El Beşiri’yi aklamak için rapor hazırladı.
İnsani yardım kuruluşları çatışma bölgelerinde mağdurdan yana halktan yana taraf da olabilirler. Ama bu taraftarlık bir savaşı organize edecek düzeye ulaşırsa insani pozisyonu tehlikeye düşer.
Rojava’da YPG’nin savaşı bir tür anayurt savaşı. Mesela El Nusra-Ahrar uş Şam örgütlerinin Rojava’ya saldırma girişimlerini hangi din ve davayla açıklayacaklar?
Tel Eran'da katliam yapan, çocukların kafasını kesen, bunu videolara kayıt edip yayınlayacak kadar sapıklaşan yapıları sadece desteklemiyor aynı zamanda organize olmasına aracı oluyorlar. Bunun insanlık, din ve vicdanla nasıl bir ilişkisinin olduğunu doğrusu merak ediyorum…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürdistan sınırında çok merkezli iki hançer kasaba: Til Hamis ve Til Brak

Tarihi Kürdistan Kavşağında Kürt çapsızlığı

BAAS’ın gerçekte yaptıkları; Operasyonel “Türk gazeteci” timlerinin yansıttıkları