7 Eylül 2013 Cumartesi

Suriye Cephesinden 'askeri durum...' @AmedDcle yazdı (ANF)

Suriye'ye olası bir 'sınırlı saldırı' dünyanın şuan en çok konuştuğu konu. Mevcut durum nedir? Saldırı olursa ne olur? Askeri dinamiklerin siyasi duruşları Suriye'de istikrarı sağlamanın mevcut durumda olanaklı olmadığını gösteriyor. 
ABD 'sınırlı bir operasyon' olacak diyor. Ancak sınırlı operasyona karşı tarafın vereceği cevap süresiz bir kaosa yol açacağı mevcut durumda en güçlü ihtimaldir. Suriye rejiminin askeri donanımı İran, Rusya ve Kuzey Kore'ye ait silahlardan oluşuyor. Rejimin uzun zamandır olası bir saldırıya hazırlık yaptığı biliniyor. Yer altına yerleştirilen ve içerden sızma olmasa imha edilmesi güç görünen silahların da olduğu sır değil. 
Ama durum tüm taraflar için tam anlamıyla bir belirsizlikten öte bir şey değildir. Kimi güçler bu belirsizliği fırsata çevirme gayretinde.
İçerdeki askeri dinamiklerin özetle niteliği nedir?
Rejim'den başlayalım. 
Suriye rejiminin nicelik olarak en büyük ordusu bildiğimiz nizami ordudur. 300 bin civarında askerden oluşuyor. Ülkedeki nüfusun büyük bölümü Sünnilerden oluştuğu için nizami orduda da Sünniler çoğunlukta. 2011'den bu yana çeşitli çatışmalarda ölen askerlerin çoğu Sünni. Bu mezhebi kimlikten dolayı çoğu askerin cephenin en kritik bölgelerine gönderildikleri biliniyor. Son iki yılda 50 bin civarında askerin değişik biçimlerde ordudan ayrıldıkları belirtiliyor. 
Ama Suriye'de istihbarat örgütleri gibi Orduda da değişik yapılar var. Aslında rejimin bel kemiği ve temel askeri gücünün başında Cumhuriyet muhafızları olarak bilinen Heris Cumhuri gücü geliyor. Bu ordu Hafız Esad'ın kardeşi Rıfat Esat tarafından kurulan ve bizzat komuta edilen özel eğitilmiş bir askeri yapıdır. 1982 yılında kurulup ve aynı yıl Hama'da yapılan katliamın bizzat yürütücüsü olarak anılıyor. Görevi Şam ve civarını olası saldırılardan korumak. Nizami ordu içerisinden seçkin kişiler burada görevlendiriliyor. 
Nitelik olarak benzeri bir konumda olan başka bir askeri güç ise 4. Fırka. Beşar Esat'ın kardeşi Mahir Esat bu yapıya komutanlık yapıyor. Ağırlıklı olarak Şam bölgesinde konumlandırılmış temel operasyon gücü. 2011 yılından itibaren birçok operasyona öncülük etti. 
Suriye rejimi son iki yıl içerisinde Baas partisi üye ve taraftarlarına binlerce silah dağıtarak 'ulusal halk ordusu' adı altında bir yapılanmaya daha gitti. Ve Silahlanan binlerce insan değişik bölgelerde konumlandırılmış bulunuyor.
Rejimin askeri oluşumları güvenlik konseyine bağlı ama özel ordular doğrudan devlet başkanından talimat alıyorlar.
Şüphesiz Suriye rejiminin askeri gücü sadece Suriye'yi ifade etmiyor. Rejimin hava güçleri, tank ve topları tümüyle Rusya'ya ait. Olası bir saldırıda Rusya'nın pozisyonu belirleyici olacaktır. Rusya'nın S300 füzelerini ne oranda Suriye'de konuşlandırdığı ise şimdilik bir sır gibi görünüyor. Burada Putin’in G-20 zirvesindeki 'Suriye'ye destek veririz' açıklamasını hatırlatmakta fayda var. 
İran ve Kuzey Kore'ye ait bilinen ve bilinmeyen değişik envai silahlarında Suriye rejimine gönderildikleri biliniyor. 
Muhaliflerin askeri durumuna gelince.
Kürtler dışında silahlı 'muhalifler' arasında en etkili gruplar ise El Kaide'ye bağlı gruplar. Cephet El Nusra ve Irak-Şam İslam devleti bu grupların ağabeyleri durumunda. 
El Kaide oluşumlarının Ahbazya, Çeçenistan, Bosna, Afganistan ve Irak'ta tecrübeleri var. Gerek rejim ve gerekse sivillere karşı saldırganlıklarının bir yüzü de güç gösterisi. Bünyelerinde onlarca örgüt var. Tümünün 15-20 bin kişiden oluştuğu söyleniyor. Kaide gruplarına öncülük edenlerin ezici çoğunluğu Suriye dışından gitmiş kişiler. 
Burada kan kardeşi olan bu her iki örgüt neden başka isimlerle varlığını sürdürüyor gibi bir soru sorulabilinir. 
El Nusra El Kaide'nin Suriye'deki resmi uzantısı konumunda. Zamanında Irak'ta kullanılmak üzere Baas rejimi tarafından destekleniyordu. Şimdi de özellikle Banyas hattındaki petrolün güvenliği için rejimle maddi ilişkiler içerisinde olduğu söyleniyor. Irak Şam İslam Devleti olarak bilinen IŞİD'ın Irak'ta sicili bozulmasından ve yönetim organlarındaki çelişkilerden kaynaklı olarak aynı isimle anılmak istemiyorlar. İŞİD'ın Rojava dışında Nusra'yı tasfiye etme girişine başlamış. Son dönemlerde her iki grup arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Çatışmaların bir nedeni yetki mücadelesi diğeri ise paylaşım. IŞİD Nusra'nın Raqqa'daki oluşumunu tanımayınca aralarında silahlı çatışma çıktı. Ancak her iki grup öncülüğünde Rojava'da Kürtler karşı yürütülen çatışma devam ediyor.
Kaide'ye bağlı oluşumlarda bir kara savaşı için hemen hemen tüm silahlar mevcut. Bu grupları Katar doğrudan Türkiye üzerinden para ve silah yardımında bulunuyor. İngiliz medyasına göre Katar son iki yılda bu gruplara 2-3 milyar dolar para gönderdi. 
Kaide dışında Suriye'de çok sayıda Selefi grup var ve bu grupları da Suudi yönetimi her açıdan destekliyor. Suriye’yi kurtarma cephesi olarak çevirebileceğimiz yapı Selefi grupların çatı örgütü niteliğinde.
Bu karmaşık denkler içerisinde Müslüman kardeşlerin uzantısı olan Liwai Tewhid cephesi de ön saflarda yerini alıyor. İxwanlar birbirinin devamı olan iki koldan örgütleniyor. Bir kolu Türkiye'den doğrudan destek alırken diğer kolu ise Mısır'daki İxwan merkezinden yardım alıyor-alıyordu. İxwanlar kendilerini sivilleri koruma grubu ve devrim kalkanları olarak isimlendiriyor. Daha çok Halep, Hama, Hums, İdlip'de örgütleniyorlar.
Ve tabi ki Özgür Suriye Ordusu olarak bilinen ÖSO. Bu yapılanmanın ilk zamanlarda Suriye'de rejime karşı ayaklanan silahlı herkes doğrudan veya dolaydı bu örgütün üyesi olarak görülüyordu. Silahı olan ve rejime karşı savaşan her kes ve yapı ÖSO bünyesine girmişti. Ancak hiç bir zaman homojen, bildiğimiz alt üst ilişkisi olan  bir örgüt olamadı. Mevcut durumda 400 değişik gruptan oluşuyor. 
2011 yılının Mart ayında başlayan Suriye devrim süreci ilk başlarda kitle hareketi olarak örgütlendi. Ardından da Türkiye, Katar ve Suudi öncülüğünde bu yapılarak silahlandırıldı. ÖSO bünyesindeki Suriyeli devrimci yurtseverler ön plandaydı. Bu yapıları kontrol eden gruplar Türkiye gibi ülkelere ihtiyaç duyuyorlardı. Ve 2012 yaz aylarına kadar ciddi bir toplumsal dayanakları oluştu. Katar ve Türkiye Suriye'de devrim olur ve bu gruplar yönetimi ele geçirirse bizi dinlemezler gibi bir kaygıya girdiler. Durumdan duydukları endişe ve rahatsızlık 2012 yılının Temmuz ayında Halep'te kanlı bir planla hayata geçirildi. Hatırlanacağı üzere o dönemde bu örgütleri Halep'te rejime karşı motive ettiler. Önemli oranda başarı da sağladılar. Daha sonra Kaide'ye bağlı örgütler geri plana çekildi. Türkiye silah sevkiyatının yapıldığı tüm kanalları kapattı ve Suriye ordusu gruplara sandviç operasyonu yaparak büyük darbeler vurdu.
Sonuç ne oldu? 
Suriyeli muhalif gruplar askeri olarak toparlanamayacak duruma geldiler. Türkiye gibi ülkelere tümüyle muhtaç kaldılar ve muhalif gruplar arasında Kaide'nin her yaptığına 'eyvallah' demek durumuna düştüler. Nitekim ÖSO'lu birçok grup Kürtler Kaide'yi tasfiye etse de rahatlasak gibi bir beklenti içinde. Ama açıktan bu yapıya karşı mücadele edemiyorlar.
Kürtlerin askeri durumu;
Kürtleri Suriye devrim sürecindeki Stratejileri başka vesilelerle çokça tartışıldı. Kürtler başından itibaren rejim ve şovenist muhaliflerin çizgisine karşı durdu. Kendi kurumlaşmalarını sağladılar. Bir Suriyeli grupla siyasi ve askeri alanda anlaşma aynı çatı altında hareket ettiler. Askeri olarak YPG 2011'de gizli bir şekilde kendisini örgütledi. 2012'de ilan edildiğinde binlerce savaşçısı vardı. Şimdi 15-20 bin civarında savaşçısı var. YPJ yani Kadın savunma birlikleri de aynı çatı altında örgütlenen bir kadın ordusu. 2 Bin civarında savaşçısı bulunuyor. Rojava'nın tüm bölgelerinde ve Halep'in Kürt bölgelerinde konuşlanmışlar. Bu bölgelerde rejim ve Kaide, selefi gruplara karşı savunma gücü olarak hareket ediyorlar.
Suriye cephesindeki askeri dinamiklerin durumu özetle bu.
Peki bundan sonra ne olacak ve olası bir ABD saldırısında dengeler nasıl değişecek.
Tekrar gibi olacak ancak cepheleri şöyle tasnif edebiliriz;
Suriye rejimi ve destekçileri olan Rusya, İran, Kuzey Kore ve kısmen Çin.
Görünüşte Katar, Türkiye ve Suudi gibi bölge ülkeleri ve ABD, Fransa ve İngiltere gibi batı ülkeleri.
İngiltere parlamentosunun müdahale önergesini reddetmesi bu cephede bir yarılmaya yol açtı ancak bir dağıtmaya yol açmadı.
Ama doğu cephesinde ciddi bir kırılma var.
Şöyle ki; Katar ve Türkiye Kaide gruplarına çalışıyor. Ama Suudi Kaideli grupları baş düşman olarak görüyor. Yanısıra; Mısır'daki durumdan kaynaklı olarak Türkiye ve Katar, Suudi ile ters pozisyona düştüler. 
ABD'nin olası saldırısı durumunda rejim güçlerinin son dönemlerde muhaliflerden geri aldığı bölgeler geri alınacak, Baas rejimine alan daraltılıp muhaliflere yeni mevziler kazandırılacak.
Bu durumda muhalifler arasında en güçlü olanı El Kaide olduğuna göre Amerika ve Suudi baş düşmanları Kaide'ye mevzi kazandırmış olurlar. Ve rejime alternatif güçlerin başında bu örgüt gelmiş olacak. 
ABD ve Suudi bunu hesaplamıyor mu? Tabi ki hesaplıyor. Zaten Türkiye ve Katar'ın sınırsız müdahale istemi bundan kaynaklıdır. ABD'nin sınırlı müdahale planının temel handikabı ise budur. 
ABD VE SUUDİ YENİ BİR ORDU KURUYORLAR!
Ancak sözünü ettiğimiz güçler durumu değiştirmek için yeni yollara başvuruyorlar. Katar, Suudi ve Türkiye cephesinde onarılması zor bu yarılmada ABD şüphesiz ki, her iki ülkeyi de dışlamayacak şekilde Suudi ile temel ittifak yapacak. Bunun başka bir anlamı ise Suudi'nin desteklediği Selefi gruplara zemin açacak.
Ama bu durum potansiyel olarak bir çok soruna temel teşkil ettiği için Suudi yönetimi yeni bir yol denemekle meşgul. ABD mevcut durumda Kaide'li grupları ajandasının son sayfasına yazmış durumda. Suudi ise ABD ile anlaşması gereği yeni bir ordu kurma çabasında.
Suudi istihbaratı başkanı Prens Baddar Bin Sultan bizzat bu dosya ile ilgileniyor. 15 bin kişiden oluşacak ve 'Suriye Ulusal Ordusu' olarak isimlendirilmesi planlanan bu yapı içerisinde Kaide ve Selefi gruplar olmayacak. Suriye Ulusal Konseyi adlı siyasi oluşum mevcut askeri yapılara söz geçiremediği için bu yeni yapı var olan siyası yapılarında dayanağı olacak. 
Baddar Bin Sultan Suudi istihbaratı başkanı olmanın ötesinde niteliklere sahip. 22 yıl ABD'de büyükelçilik yaptı. Bush Irak savaşının kararı kendi dışilişkileri bakanı Powel'den önce onunla paylaşmıştı. ABD'de bir büyükelçi gibi değil devlet başkanı düzeyinde korunan bir diplomattı!
Suriye'nin geleceği ne olacak? Kimsenin cevabını veremediği tek soru bu. Ancak herkes her duruma göre gerektiğinde en azılı düşmanı ile direk veya dolaylı işbirliği yapabilir. 
Büyük güçlerin ajandasında siyasi çözüm şimdilik görünmüyor. Askeri yatırımlar ise olağan hızıyla sürüyor.
Bu durumu G-20 zirvesinde rahatlıkla gördük. ABD 'sınırlı bir saldırıda bulunacağını tekrar açıkladı. Rusya bu durumda cephenin içinde olacağını saklamıyor. Türkiye durumdan çok 'kaygılı'. Ancak kaygısı Suriye'deki trajediden değil kendi hesaplarının tutmamasından kaynaklanıyor. Erdoğan’ın tek amacı grupları daha fazla silahlandırmak. Türkiye savaşı derinleştirme yolları dışında şimdilik başka bir strateji üzerinde çalışamıyor. Esad gitse daha iyi olacak demenin bir hedef şaşırtma olduğu biliniyor. Halbuki konu Esat'ı ve Suriye'yi çoktan aşmıştır. Bunu görememek tümüyle siyasi körlük olur. 
Rusya ise bu politikasına devam ederse o zaman ABD sanal bir operasyon yapmak dışında askeri açıdan fazla bir şey yapamaz. Sınırlı operasyon başlatabilir ancak sınırını artık kendisi belirleyemez.
Ve olan Suriye halklarına oluyor. 
Bu savaş onların savaşı olmadığı halde acısını ve mağduriyetini en çok Suriyeliler çekiyor.
Şimdilik görünen durum; 
ABD müdahale edecek. Yapılabilirse değiştirilmiş askeri dengelerle belki Cenevre masasına eli güçlü gidecek. Peki ardından ne gelecek?
Suriye'de ne yazık ki kan akmaya devam edecek...  



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder